20 Aralık 2012 Perşembe

Çocukluğumun Heyecanları vol2



Tam 11 sene sonra Şampiyonlar Ligi'nde üst tur heyecanı yaşıyoruz. Çok özledik bu günleri. Hasretimiz son buldu sonunda ama şimdi de farklı bir stres var üzerimizde kim gelecek. Kendi grubumuzu birinci bitiren Manchester United dışında her takımla eşleşebiliyoruz.

FC Barcelona : Şu anda Dünya'da en iyi futbolu oynayan takım. Oyun stilleri tamamen harika. Eşleştiğimiz taktirde tur atlamamız zor ama imkansız değil. Çok iyi pas çevirseler de kontratak futbolu ve kaleye hızlı gitme konusunda iyi değiller. Çok pas yaptıklarından defans rahatlıkla yerini alabilir ve hücumlarını etkisiz kılabiliriz. Bu sene korktuğum bütün forvetleri çok iyi marke eden ve harika müdahalelerle topu rakibinden alan Dany önemli etken olur bizim için. Melo'nun hırçın, Selçuk ve Burak'ın istekli olması durumunda da kendi sahamızda galibiyete yakın olabiliriz. Deplasmanda ise her şey İmparator'un kadro seçimine kalır.

FC Bayern Munchen : Kesinlikle gelmesini istemediğim tek takım. Hızlı kanatları ve bitirici forvetleriyle bize karşı çok rahat galibiyet alabilirler. Kanat ve bek oyuncularımızın geri dönme problemleri yüzünden rahatlıkla kalemize gelebilirler. Muslera "Çanakkale Geçilmezéi oynasa dahi kalesinde mutlaka golü görecektir her iki maçta da. Ancak biz gol bulabilir miyiz açıkçası bundan da çok şüpheliyim.

Borussia Dortmund : Muhteşem bir geri dönüşle 2 sezondur Bundesliga'yı şampiton bitiren, bu sezon ise Şampiyonlar Ligi'nde Real Madrid ve Manchester City gibi 2 büyük devin olduğu gruptan lider çıkan takım herkesin kabusudur. O yüzden en istemediğim eşleşmelerden birisi Dortmund. Kadro olarak bizden üstünler ve açıkçası eşleşmemiz durumunda Dortmund %80'le önde.

Schalke 04 : Gelsenkirchen ekibi cidden kötü günler geçiriyor. Teknik direktör değişikliği ve ligde alınan kötü sonuçlar bunun en büyük kanıtı. Ellerinde çok iyi bir kadro olmasına rağmen pek başarılı değiller. Yine de Şampiyonlar Ligi ve lig maçlarının atmosferlerinin hep farklı olduğunu düşünürüm. Kendi liginde şampiyonluk yarışından kopan takımlar Şampiyonlar Ligi'nde şampiyonluk kovalayabiliyor. Bu nedenle bu Schalke ile eşleşirsek her şey sahada belli olur gibi. Transfer döneminde iki takımın da yapacağı transferler olası eşleşmede kilit rol oynayabilir.

Paris Saint Germain : Petrol milyarderlerinin yeni oyuncağı olan PSG'de işler yolunda ve İbrahimovic gibi bir oyuncuya sahip olmaları onlar için en büyük avantaj. Eşleşmemizi en çok istediğim takım olmalarına rağmen maçlar nasıl sonuçlanır bilemiyorum. Semih'in formu bu eşleşmede kritik rol oynayacaktır ancak yine de İbrahimoviç'in neler yapabileceği belli olmaz. Ayrıca bu eşleşmeye tribünsel açıdan bakıyorum ben ve bu sebeple en çok istediğim rakip PSG. 2001 yılında yapılanları o günleri hatırlayan kimse unutmadı. 10 yaşında bir çocuk dahi olsam sahaya atlayarak Taffarel'e sığınan taraftarımız hala aklımda. O yüzden PSG gelsin istiyorum.

Juventus : Şike skandalının ardından kendini sonunda toparlayan ve bana göre ait olduğu yer olan Şampiyonlar Ligi'ne dönen Juventus üst tura çıktı. Eşleşirsek eğer kesinlikle maçın kilit isimler Pirlo ve Selçuk olacaktır. İki takımın beyni olan bu futbolcuların yapacakları bu eşleşmenin kaderini belirler.

Malaga : Her ne kadar Şampiyonlar Ligi'ne ilk defa katılmış olsalar dahi ellerinde çok güzel bir kadro var. Bir çok insan ismine aldanıp eşleşmemizi istese de futbol kağıt üzerinde değil sahada oynanıyor ve ellerinde çok harika bir hücum hattı var. Zaten Zenit ve Milan'ın olduğu gruptan lider çıkabilmeleri kalitelerinin göstergesi. Eşleşmemeiz durumunda çok zorlu 2 maç bizi bekleyecek.

Bayern Munchen dışında hangi takım gelirse gelsin umudum var açıkçası. En çok istediğim takım Paris Saint Germain, Plase Juventus ve gönül bağımda Barcelona. Bugün saat 12:30'da herşey belli olacak.

11 Aralık 2012 Salı

YıldızTEK!


Kimsenin bilmediği salonlarda armanın peşinde ses tellerini zorlayana kadar hiç yılmadan takımını destekleyen bu insanlar isimlerindeki gibi TEK kaldı! Omuz omuza takımımızı desteklediğimiz o insanları o duruma düşünenler utansın.

YıldızTEK bu tribünlerin gururudur!

27 Ekim 2012 Cumartesi

417



Galatasaray tribününü takip edenlerin yeni stada geçtiğimizden beri bildiği, geri kalanların bu sezon öğrendiği grup. Galatasaray tribünlerini iyi bilen insanların bir arada olduğu ve takımına sonuna kadar destek verenleri bulunduran grup hatta.

Kendi kombinem Pegasus alt tribünden ancak bu sezon 417'ye gittiğim 4 maçın 3'ünde aldığım zevki yaklaşık 2 yıllık Pegasus hayatımda almadım. Özellikle bu Kasımpaşa, Eskişehir ve Kayserispor maçında aldığım zevkin haddi hesabı yok. Gerçekten güzel yapılan bir tribün dünyadaki her şeyden daha zevkli olduğunu bilen birisi olarak 417'nin kıymetini bilenlerdenim.

Ancak 417'nin bu sezon çok dikkat çekmesi ileride bir sıkıntı da doğurabilir. Şu anda neredeyse herkes 417'ye geçeceğini söylüyor. İnsanlar geçmesin demiyorum ama şöyle bir durum var ki 90 dakika maçı izleyeceklerse geçmesinler oraya. Hep eleştirdiğim Pegasus Alt'ın orta kısmı ve 417 dışında tribünde sesi çıkan zaten yok. Öyle olunca bu 2 gruba ihtiyacı var bu tribünün. Özellikle 417 yayılır ve büyürse Galatasaray tribünleri eski günlerine dönebilir.

417'nin bir başka güzelliği de mantıklı taraftarlar. Kendi oyuncusuna küfreden cibiliyetsizler orada yok denecek kadar az. Zaten onlarda susturuluyor. Maç esnasında takımın moralini bozacak şeylerde yapılmıyor. Önce destek felsefesine sahip adeta.

417'deki grup bütün Doğu Üst'e yayılırsa eğer belki de belkide 90'ların sonu ve 2000'lerin başındaki Kapalı atmosferi yeniden yakalanabilir ancak tüm dünyadaki ultras'ları yok etme çabası ve endüstriyelleşen futbol yüzünden pahalılaşan kombine fiyatları buna engel olabilir.

Biraz dilenci, biraz benim tarzımın dışında bir yazı oldu ancak tribünden seneler sonra bu kadar zevk alınca dayanamadım yazdım.

22 Ekim 2012 Pazartesi

Cluj Maçı Öncesinde


İlk 2 maç geride kaldıktan sonra 2 mağlubiyet alırken 3 gol yiyip hiç gol atamadık. Defansımızda problem var ve hücum hattımız kapalı savunmayı aşamıyor dedik. Manchester'ı bozguna uğratıp mağlup olduk, Braga da ise birçok pozisyona girmemize rağmen efektif olamadık.

Cluj maçında ise şu anda bu problemler önemli olsa da, bunlardan daha önemli bir problemimiz var: Rakibi küçümsemek. Cluj başkanının yakın çevresine söylediği söylenilen "Takım çok kötü durumda, fark yemezsek iyidir." cümlesi ile gaza gelen taraftarlar var. Ligde her 2 takımda son haftalarda kötü sonuçlar alırken yapmayı unuttuğum bir ayrıntı var. Ülke ligleri ve Şampiyonlar Ligi. 2000/2001 sezonunda Nantes ile aynı gruba düşmüştük. Ligde kalmak için mücadele veren önceki sezonun Fransa şampiyonuydu Nantes. Ligue 1'de varlık gösteremeyen takım Şampiyonlar Ligi'nde harikalar yaratıyordu adeta. İlk turda aynı grupta yer almıştık onlarla. Onlar grubu lider bitirirken biz arkalarından ikinci olarak çıkmıştık. Devler Arenası çok farklıdır diğer her şeyden. Daha doğrusu takımların kendi liglerinde oynadıkları futbolla, Avrupa maçlarında oynadıkları futbol arasında dağlar kadar fark vardır. Tecrübe çok önemlidir Avrupa'da. 90'ların tamamında bizim çok iyi kadrolarımız vardı ve bu kadrolar 2000 yılından önce belki de bu başarılara imza atabilirdi ancak çömez olduğumuz Avrupa arenasında ister istemez başarısız sonuçlar alıyorduk. 90'larda edindiğimiz tecrübe ve kaliteli kadro bize 2000'deki büyük zaferi getirdi.

Benim bu sezon başında takımdan beklentim bize Şampiyonlar Ligi tecrübesini edindirmeleriydi. Açıkçası kaliteli bir kadromuz var ve bu tecrübeye sahip oyuncumuz çok az. Selçuk İnan kaç yaşında olmasına rağmen Manchester maçında heyecandan ayaklarının titrediğini söyledi. Bunlar olması normal şeyler. Her futbolcunun hayalidir Dünya Kupası ve Şampiyonlar Ligi'nde maçlara çıkmak. İlk 2 maçta edindiğimiz tecrübe bizim için yeterli aslında. Yeterliden kastım gruptan çıkmak anlamında. Ayaklarımız yere bastığı takdirde biz gruptan 4 maçı da kazanarak çıkabiliriz. Ancak sakin ve doğru oynamalıyız. Rakibi küçümsersek eğer kağıt üzerinde kazandığımız maçı sahada kaybederiz.

7 Ekim 2012 Pazar

Allah'ını Seven Defansa Gelsin


Dün 90 dakika boyunca sahada tanıyamadığım bir takım vardı. Üretkenliğimiz sıfırdı, pozisyona giremedik adeta. Riera'nın anlık aşırı çabasıyla kafa topunu almasıyla başlayan atakta golü bulduk ki attığımız gol ofsaytmış. Hiç bir varlık gösteremeyen takımda sadece Muslera'yı sayabilirim. O da yediğimiz golden ötürü. Pozisyonun tekrarını dahi izlemedim hatta pozisyonda ofsaytmış ama bizimkisi de ofsayt olunca tartışmanın anlamı yok. Herhalde tekrarını izleseydim dün geceyi Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları hastahanesinde geçirebilirdim. Gol pozisyonunda 4 şut var çekilen. 3'ünü Muslera çıkarttı. Sonuncusu ise gol. Belki Muslera toplardan birisini taç çizgilerine doğru uzaklaştırabilirdi ama yapamadı bunu eleştirecek değilim şu anda. Kafama takılan tek soru var o da pozisyonun içerisine Muslera'dan başka sadece Cris'in girmesi. Dany veya bir başkası. Hepsi izledi pozisyonu. Senin kalecin 3 kere üst üste %100'lük gol çıkartıyor hemde hepsi 2 saniye içinde falan ve sen pozisyona girmeye tenezzül bile etmiyorsun. Daha fazla söyleyecek şey bulamıyorum aslında ama son düdükle Muslera'nın sinirle içeriye gidişi her şeyi anlatıyor aslında. Keşke o an karşısına çıksaydım da beni yumruklayıp rahatlasaydı Muslera diye az düşünmedim cidden. Sezon sonunda gitme kararını almış bile olabilir Muslera dün akşam itibarı ile. Ve bunu biz yaptık.

Lig başlayalı 7 hafta oldu. Süper Kupa ve Şampiyonlar Ligi maçlarını da sayarsak eğer toplam 10 maç oynadık. Ve her maçta farklı bir defans tandemiyle oynadık. Takım Ujfalusi'yi arıyor ancak istikrarı daha çok arıyor. Geçen sezon herhangi bir maç bittikten sonra bir daha ki maçın kadrosunu saniyesinde sayabilirken biz şimdi hiçbir şeyi bilmiyoruz ne olacağına dair. Ujfa dönene kadar Cris-Semih ikilisi en ideali aslında ancak neden farklı şeyler deniyoruz anlamıyorum.

Felipe Melo'ya neden ültimatom verilmez hala anlamıyorum arkadaş. Sikerim böyle tatilin geçmişini. Gerçi laf ediyoruz da Melo'nun götünü bu kadar kaldıran da direk biziz. Sezon öncesi hiçbir antrenmana katılmamış adamı sırf seviyoruz diye getirttik. Şimdi önümüzde bir milli maç arası var ki bu arada yeniden yapılacak kondisyon çalışmaları Melo için çok kritik olacak. Formunu toparlayabilirse tamamdır ancak eğer toparlayamazsa güle güle demenin vakti her an geçebilir.

Elmander ve Umut benzeri futbolcuları düşündük geçen gün arkadaşla cidden bulamadık. Açıkçası futbolda çok nadir bulunan tarzda oyuncular bunlar. Yanlarında ise Burak var şu anda. Burak bu ikili varken ilk 11 çıkmayı haketmiyor açıkçası. Ayrıca Milan Baros eğer şans verilir de eski günlerin sinyalini bize verirse hiç düşünmeden ilk 11'e koyarım arkadaş. Şampiyonlar Ligi'nde Burak'tan çok iş yapar Baros.

Riera kanat oynadığı dönemlerden daha çok verim veriyor açıkçası bek oynarken ancak. Pozisyon bilgisi çok yeterli değil. Kanatlardan gelen bindirmeleri rakibi karşılayabilse de sahada özellikle kendi ceza sahamızda nerede durması gerektiğini bilmediğinden Hakan Balta hala daha bizim için en ideal sol bek.

Emre Çolak'a ben burdan sövmekten bıktım o yüzden yazmıyorum.

Takımda çok eksik var ki bu eksikleri kapatamazsa bu sene çok şey elimizden alınabilir, hatta Terim'in sonu bile gelebilir.

4 Ekim 2012 Perşembe

Uzaklaşılan Hedefler


Sezona girildiğinde belli başlı korkularım vardı açıkçası. Ordu maçında bu korkularım biraz gün yüzüne çıktı ancak tek maçlık performans düşüşü olarak düşündüm diğer maçları bekledim ve Braga maçı tıpatıp Ordu maçı olunca sorunlar gittikçe ortaya çıktı.

Öncelikle Amrabat ve Burak transferlerinin çok gereksiz olduğu çıktı ortaya. Burak'ın gelmesini hiç istemiyordum sezon başında. İstememe nedenim de belliydi. Sadece koşusu olması ve defansın arkasına sarkabilmesi. Trabzonspor'da başarılı olmasının nedeni onun oyun stiline göre kurulan bir kadroydu. Bu sayede istediği topları alıp rahatlıkla gol atabiliyordu. Kale önünde son derece başarısız bir oyuncu olduğu belliydi zaten. Ve önce Ordu sonra da Braga maçında kaçırdıkları ve yapamadıkları bu sıkıntıyı ortaya çıkardı. Burak transfer edileceğine Necati takımda kalsaydı keşke demiyor değilim.

Amrabat ise aşırı bencil topla oynamayı aşırı seven bir kanat. Çizgiye inmiyor, defansa bir kere bile yardım etmiyor. Manchester maçında hepimiz Hakan Balta'ya yüklendik ancak Hamit'in sol açık oynadığı sürede bizim sol tarafımızdan azla yüklenemediler. Gerçi Amrabat genç bir oyuncu bunlar törpülenebilir ama Amrabat'ın yerine Aydın Yılmaz'la çıkılmalı. Braga maçında bana göre sahanın en iyi isimlerinden. Sorumluluk alıyor, kanatlardan ilerliyor, savaşıyor, elinden geleni yapıyor.

En büyük sorun kesinlikle Melo ve Selçuk şu anda bence. Selçuk Avrupa'da yokları oynuyor adeta. Melo ise hiçbir maçta varlık gösteremedi. Fizik olarak üzerine katması gereken çok şey var. Geçen seneki gibi rakibi korkutan yapısı yok. Arada bir attığı güzel paslardan daha önemli şeyler var yapması gereken saha içinde. Eskisi gibi top çalmıyor ve savaşmıyor. Melo'ya gözdağı vermek için Yekta'yı neden denemezsin anlamıyorum hocam. Anlasın vazgeçilmez olmadığını. Ki Yekta son haftalarda sonradan girdiği maçlarda bana göre kısa sürede elinden geleni yaptı ve yaptığı da bana göre kötü değil.

Tandemde çok büyük sorunumuz var ki bu sorun Semih ve Dany'nin aynı yapıda olmasından kaynaklanıyor. Semih Ujfalusi'den çok şey öğrenmiş dahi olsa, ki stoper özelliği taşımayan başladı yavaş yavaş, hala saldırgan bir defans oyuncusu. Semih'in veya Dany'nin iyi performans göstermesi için yanlarında tam bir stoper olması önemli. Geçen sezon Semih-Ujfa tandeminin bu kadar başarılı olmasının nedeni bu. Cris'i kullanmaya başlamalıyız artık. Bu takımda stoperler Semih-Cris olmalı şu anda.

Ancak futbol olarak baktığımızda Fatih Terim en çok Hagi'nin eksikliğini yaşıyor takımda. Onun gibi adam geçen ve pozisyon yaratan yaratıcı oyuncu eksikliğimiz var şu anda. Selçuk'un görevi bu aslında ancak rakip defans çok iyi kapandığında bir türlü sorumluluk alıp bu işlere girişmiyor. Manchester, Ordu ve Braga maçlarında bu rahatlıkla görüldü.

Ayrıca kapanan savunmaları açamıyoruz. Bu savunmaları ya çizgiye inerek açılan ortalarla açarsın ya da uzaktan çekilen şutlarla. Şut çeken oyuncumuz yok gibi. Emre Çolak saha içinde arada sırada verdiği doğru kararlar dışında hep top eziyor. Selçuk yukarıda bahsettiğim gibi ortada yok. Melo da o fırsatı yakalayamayınca kanatlar içeriye doğru girip şut çekmeye kalkıyor bu seferde çizgiye inmiyorlar.

Taktik ve fizik antrenmanlarına ağırlık vermemiz lazım şu anda bana göre. Özellikle belli futbolcuların belli konularda gerekirse tek başlarına çalışması lazım. Taktik antrenmanlarla oyuncular bu eksiklikleri kapatabilirler ancak bu süreç ne kadar sürer önemli olan kısım o.

1 Ekim 2012 Pazartesi

Nonda ve Kewell'ın vedası...


Biri 19, diğeri 20 numaralı formalarıyla sevdirdi kendini bizlere. Belki çok büyük katkı sağlamadılar bize ya da çok uzun süre oynamadılar bu takımda ancak hani bazen hissedersin onlarında takımı senin sevdiğin gibi sevdiğini ya işte öyleydi bu 2'li bizim için.

Birisi önceki günlerde açıkladı futbola veda ettiğini. Veda etti belkide ama bu topraklarda öyle bir iz bıraktı ki Boğaz'ın özellikle karşı kıyısında yıllarca unutulmayacak. Açıkçası izlediğim en iyi forvetlerden biriydi Shabani. Ayakları çok düzgündü, harika vuruşlara imza atabiliyordu. Takipçi ve bitirici bir forvet olduğunu ise bolca kanıtladı bize. Ağzımıza bir parmak bal çaldı ve gitti bu topraklardan.

Diğeri ise öyle bir iz bıraktı ki biz de, ne zaman "Daddy Cool" şarkısı çalsa aklımıza her zaman gelecek adeta. Sakatlıklarla çok boğuştu belki, beklediğimiz katkı gelmedi ama biz birbirimizi çok sevdik Harry'yle. Sonuçta "His name is Harry Kewell, Kewell from Galatasaray"dı o. Bordeaux'a öyle bir gol attı ki hele üzerindeki Parçalı'yla... Hagi'nin Monaco'ya attığı golden sonra Galatasaray formasıyla atılmış en güzel 2 golden birisiydi bana göre. Çok sevdik onu ama gitti o da bu topraklardan. Oysa ki sınırsız yabancı hakkımızın olduğu bir sezonda hemde kanat oyuncusu sıkıntısı çekerken bize çok katkı sağlayabilirdi belki de ya da oynayamadığı maçlarda ve dönemlerde takıma tecrübesiyle ağabeylik edebilirdi. Ama olmadı, İmparator istemedi onu.

Shabani'nin gidişinin sorumlusu Harry gibi gözüktü her yerde ancak aslında o değildi. Evet çok seviyorduk ve gitmesini istemiyorduk ancak ligin ikinci yarısında forma giymesi çok zordu Harry'nin ve yabancı sınırlamasından ötürü takımı o dönem yönetemeyen yönetim taraftarı karşısına almamak için Harry'yi yolladı. Oysa ki Harry'yle anlaşma yapılsa ve lisansı sezon sonuna kadar askıya alınsaydı belki de Shabani bu takımda hala oynuyordu.

Yönetimden ve teknik heyetten açıkçası hem Harry için hem de Shabani için bir jübile isteğim var. Harry Ali Sami Yen'e son kez çıksa, tribünler "HARRY HARRY KEWEEEEEEEEEEEEEELL" diye tekrar inlese ve rakip de Liverpool olsa ne güzel olur aslında. Shabani içinde Monaco'yla bir jübile maçı ayarlansa. Olmayacak şey değil aslında sadece istensin.

30 Eylül 2012 Pazar

Burak, Hamit, Melo ve Amrabat


Takım iyi durumda olsa bile eleştirilmesi gereken oyuncular var. Gerçi yazının tamamında eleştiri de yazmayı düşünmüyorum ama bir başlayalım eleştiriyle.

Eleştiri yapmak lazımsa buna Melo'dan başlamak en doğrusu kesinlikle. Geçen sezon gösterdiği ekstra performans ile şampiyonluğu bize getiren oyuncuydu Melo. Attığı goller ve yaptığı asistlerin yanında maçın başında rakibe korkuyu salarak maç boyu 1'e 1 kaldığı oyunculara karşı zorlanmıyordu. Bu sezon ise ortalarda yok adeta. Her maça ilk 11 başladı ancak yine de her maçta takımın en zayıf halkasıydı. Geçen sezon yaptığı pres ortada yok. Bu sezon ondan beklentimiz geçen sezon ki goller ve asistlerden çok orta sahada rakibe üstünlük sağlayacak oyunu oynaması. Geçen sezon takımdaki kanat eksikliği yüzünden hep oyunu ortadan oynuyorduk bu da Melo ve Selçuk'u hep ön plana çıkarttı. Bu sezon ise artık kanatlarımız daha güçlendi ve Melo ve Selçuk'tan tek beklenen orta saha hakimiyetini bize kazandırmaları. Maç esnasında attığı muhteşem paslara bazen devam etse dahi sezon başı antrenmanlarını kaçırmış olması yüzünden büyük bir formsuzluk var Melo'da. Geçen sezonki fizik yapısına kavuşması lazım bir an önce.

Burak Yılmaz'a değinmek gerekirse eğer transferini hiç istemiyordum açıkçası. Korktuğum da başıma geldi Orduspor maçında. Kale önünde altın tepside sunulan fırsatları cömertçe harcadı. Hızını almadan etkili vuruşlar kullanamıyor maalesef. Burak Yılmaz ikinci yarılarda yorulan rakip savunma karşısında oynatmamız gereken bir oyuncu. Defansın arkasına atılan toplarda harika işler yapabilir. Hızını aldığı zaman gerçekten muhteşem vuruşlara hatta gollere imza atabiliyor Burak ancak kale önünde etkisiz bir santrafor. Son vuruşlarını geliştirir ise eğer hem sağlığımız hem de takımımız için çok iyi olacağı kesin.

Amrabat henüz istenilen form düzeyine ulaşamadı ancak doğru sinyaller göndermeye devam ediyor. Geçen sezon hiç işlemeyen kanadımız bu sezon en azından var olduğunu gösteriyor şimdiden. Takım yapımız olarak da büyük maçları iyi oynayan bir takım olduğumuzdan Manchester maçında muhteşem bir performans gösterdi Amrabat. Bursaspor maçında da ne kadar etkili olabileceği hakkında bize bolca mesaj verdi. Takım yapısına ve taktiğe iyice alıştığında daha iyi bir Amrabat izleriz. Ayrıca taktik antrenmanlarla arkasında oynayan beke yardım etmeyi öğrenirse muhteşem olacak.

Hamit ise kendisini eleştirenlere en güzel cevabı Manchester United maçında verdi diyebiliriz. Geçen sezon boyunca iki elin parmaklarını geçmeyecek kadar maça çıkmış olan bir oyuncunun hemen size çok iyi bir katkı vermesi beklenemez. Maç eksiğini kapattı diyebiliriz. Ancak yinede Bayern Munich'te izlediğimiz Hamit'i beklememek lazım tam olarak eski form seviyesine ulaştığında dahi Hamit'ten. Ancak lig için şu an fazlasıyla yeterli bir oyuncu. Şampiyonlar Ligi maçlarında ise üst turları hedefliyorsak Hamit'ten ekstra bir performans beklememiz gerektiğine inanıyorum.

Melo'nun şu formsuzluğunda hem ona bir ders olsun hem de biraz daha etkili olmak adına Braga veya Eskişehir maçında Hamit'i ortaya çekip Aydın'la başlayabilir maça Terim. Veya Yekta formayı kapabilir artık. Melo'nun kendine gelmesi gerekiyor ki zannımca da sezon sonu itibarı ile takımımızdaki macerasını sonlandırmış olur diye düşünüyorum.

Top bu, bazen canı istemez.


Son 2 sezonun en kötü futbolunu oynadık dün akşam Ordu deplasmanında. Ancak bu kötü futbola rağmen birçok pozisyon bulabildik rakip kalede. Yine de Burak Yılmaz'ın klasik kaçırdığı goller yüzünden olmadı golü bulamadık bir türlü. Maçın ilk 20 dakikasını izleyemedim ancak geri kalan bölümde orta sahamız adeta oyun içerisinde yoktu. Önceki maçların aksine duran toplarda rakiplere pozisyon vermesek de orta sahayı kaybettiğimiz maçta pek bir şansımız da kalmadı. Kanatlar ise fazla işlemedi bu maçta. 2 sezondur futbolunu çok beğendiğim Aydın dün çabalamasına rağmen etkili olamadı. Amrabat da aynı durumdaydı. Hamit'in maçın başında sakatlanıp çıkması futbolumuzu etkiledi belki de ancak bu tarz sakatlıkların yerinin dolması lazım artık bizim takımda. Hamit yoksa Aydın var, Aydın yoksa Emre Çolak var. Emre Çolak var ancak dün oyuna girdikten sonra adeta hücum organizasyonlarımız sekteye uğradı ki biz zaten dün düzgün bir hücum organizasyonu sergileyemedik.

Burak çok net pozisyonlara girmesine rağmen yokları oynadı sahada. Elmander ise pek varlık gösteremedi. Bana göre her maça Umut-Elmander ikilisiyle başlamamız daha iyi olur. Koşan ve pres yapan 2 santraforla rakip savunmaları yorup daha sonra vurucu olarak Burak oyuna girse daha mantıklı olabilir. Yorulmuş savunma karşısında Burak sprint özelliğiyle daha etkili olur.

İyi giden her takım belli maçlarda performans düşüklüğü yaşayacaktır. Şampiyonluğa oynayan takımların her zaman için 1-2 maç kaybetme lüksü vardır. Biz bu lükse biraz erken ulaştık ancak şimdilik yapacak bir şey yok. Bundan sonraki maçlarda takım bu performansı göstermeye devam etmezse bu anlık düşüş gayet normal bir düşüş olacaktır.

Bu maç GALATASARAY'ı eleştirmek için yeterli değil şu anda ancak bu maçtan çıkartılacak çok ders var yine de.

30 Ağustos 2012 Perşembe

No Way Out!


Ve belli oldu. Bundan daha iyi bir kura çekebilir miydik bilemiyorum. Cehennemin tadını iyi bilen Manchester United, dişimize göre Braga ve kağıt üzerinde kolay lokma gözüken Cluj.

Braga ve Cluj gibi denk, hatta daha iyi olduğumuz 2 kulüple eşleşmek bizim için büyük avantaj teşkil ediyor. Grup ikinciliğinde şu anda favori biziz grup liderliğini ise Manchester ile yapacağımız maçlar belirleyecek ve grup liderliği şansımız da mevcut.

Şampiyonlar Ligi rakip kim olursa olsun küçümsenmemesi gereken bir arena. Bu sebeple her maça ayrı ayrı hazırlanırsak ve potansiyelimize kavuşursak eğer bu gruptan rahatlıkla çıkabiliriz. Bizi en çok zorlayacak deplasman bana göre Cluj deplasmanı olacak. Rumen taraftarlar Portekizli ve İngilizlere göre daha ateşli bu sebeple bu deplasman bizi zorlayabilir.

Manchester United ise bizi çok zorlayacak ancak kendi evimizdeki maçtan galibiyet alabiliriz. Geçen sezon Manchester gruplardan dahi çıkamadı ve bu sebeple şansımız bana göre yüksek. Deplasmandaki maçta doğru bir anlayışla sahaya çıkarsak eğer 1 puanla dönme ihtimalimiz yüksek. Galibiyet bile çıkabilir Düşler Tiyatrosu'ndan.

Braga ise Portekiz'in yükselen yıldızı olmaya devam ediyor. Bu sebeple dikkat etmeliyiz ancak ben bizi çok fazla zorlayacaklarını düşünmüyorum. Cluj ise geçen sezonun sürpriz takımı Basel'i eleyerek büyük bir başarıya imza attı. İşimiz zor olabilir ancak hem içeride hem dışarıda rahatlıkla 3'er puan alabiliriz.

Yıllar sonra çocukluğumuzu geçirdiğimiz Devler Arenasına geri döndük. Kura çekmini bile izlerken çocukluğumdaki gibi heyecanlandım. Topun içinden çıkan kağıtta "GALATASARAY A.Ş." yazdığında ise ayaklarım titriyordu adeta. Farkettim de ait olduğumuz yere döndük. Manchester gibi dünya devleri yeniden Ali Sami Yen Cehennemine çıkacak. Özledik bunu çok özledik cidden.

Unutmayın;

Siz Şeytansanız BİZ CEHENNEMİZ!

Sonunda... "The Champions!"


Seneler oldu bu şarkıyı Ali Sami Yen'de dinlemeyeli, bu şarkı eşliğinde atkılarımızı açmayalı. Sonunda bitti özlemimiz, hemde elimizde potansiyeli yarı final görebilecek bir takım var. Yarı final belki de bir ütopya ancak her futbolcu en üst seviyesinde oynarsa imkansız değil. Ayrıca "GALATASARAY'ın olduğu her yerde umut vardır!" demiş rahmetli Jupp Derwall.

Yarın kura çekimiyle beraber adım atacağız o arenaya yeniden. Gruplar eskisi kadar zorlu değil. Endüstriyelleşen futbol sayesinde belli başlı takımlar yürüdü gitti. 3'üncü torbadan katılacağımız kura çekiminde bizi zorlu rakipler bekliyor. Geçen sezon ki Apoel performansından sonra dördüncü torbadan gelecek takımlara bile çok dikkat etmek gerekiyor.

İlk torba tahmin edildiği gibi kalbur üstü takımlardan oluşuyor. Porto kağıt üzerinde bu torbadan çekebileceğimiz en iyi takım ancak aradan yıllar geçse bile psikolojik üstünlüğümüzün bulunduğu AC Milan, Manchester United gibi takımlar bizim için daha avantajlı olabilir. Bu torbadan gelebilecek takımlar içinden en kötü senaryo Barcelona ve Real Madrid olsa da iyi bir tribün ve gününde bir GALATASARAY'ın bana göre yenemeyeceği bir takım yok.

İkinci torbada bir nebze daha dişimize göre takımlar mevcut. Bu torbadan gelebilecek en kötü takım kesinlikle Manchester City. Arapların eline geçtikten sonra bir çok yıldız oyuncuyu kadrolarına kattılar. Her an fark yaratabilecek oyuncuları var. City dışında bize ters gelebileceğini düşündüğüm tek takım Dynamo Kiev. Onun dışındaki her takım bizim dişimize göre denilebilir ancak kişisel tercihim Braga.

Bizim bulunduğumuz üçüncü torbadaki takımlara baktığımızda ikinci torba ve üçüncü torba yer değiştirmiş denebilir. 2000'lerin iyi takımlarını bu torbada bulunuyor. Son anda dördüncü torbadan kurtulmak işimize geldi denebilir. Juventus, PSG, Lille ve Spartak gibi takımlar bize fazlasıyla ters gelebilecek takımlardı.

Dördüncü torbada ise Borussia Dortmund ve Malaga çekindiğim takımlar. Kağıt üzerinde Dortmund'la başa baş gözükürken, Malaga'dan daha iyi bir takım olsak da iki takımda çok iyi kadroya sahipler ve bize ters gelebilirler. Şahsen istediğim takım Montpellier olsa da Dinamo Zagreb ya da FC Nordsjaelland bizim için en iyi kuralar olur.

6 sene sonra gerçek arenamıza geri dönüyoruz, annemizin liginden uzaklaşıp kurucumuz Ali Sami Bey'in bize gösterdiği yolda bir kez daha ilerleyin Türk olmayan takımları yenerek ülkemize bir kez daha büyük bir gurur yaşatmak için ilk adımı attık. Fatih Terim'in önderliğinde Avrupa'ya meydan okumak için yola çıkıyoruz.

Klişe de olsa:

Your Nightmare Is Back Again!

28 Ağustos 2012 Salı



Yeni sezon başladı, son şampiyon sahaya indi ama ilk maçlardaki performanslar şu anda pek iç açıcı değil. Potansiyeli çok yüksek bir takıma sahibiz ve bu potansiyele ulaşırsak ligde ve Avrupa'da çok büyük başarı yakalayabiliriz.

Takıma şöyle genel bir bakış yaparsak eğer özellikle orta sahamız geçen senekinden çok farklı şu anda ama herkes performansına ulaştığında geçen senekinden baya iyi bir orta sahamız olur. Şu anda Hamit çok kötü durumda. Çok büyük bir maç eksiği var. Bu eksiği kapatması biraz zaman alabilir. Eski performansına ve maç temposuna ulaştığında bize çok büyük aşama kaydettirecek ama yine de şu anda biraz daha yedek soyundurulup son anlarda oyuna sokulması onun için daha iyi olacaktır. Melo ise berbat durumda, bunun tek nedeni ise kendisi. Tatilini uzattıkça uzattı resmen ve fizik olarak berbat durumda. Kondüsyon ve konsantrasyon eksiği mevcut. Kendine gelmesi için zaman lazım. Kanatlarda ise şu anda en iyi oyuncumuz Aydın adeta. Kasımpaşa maçında ayakta durabilen nadir oyunculardandı ve Beşiktaş maçında da oyuna girdikten sonra bize biraz daha kanat oynama şansı tanıdı. Amrabat ise çok kötü durumda şu anda. 2 maçta da hiçbir varlık gösteremedi. Emre Çolak maalesef orta sahanın en kötülerinden. Oyun zekası patlamaya yakın ampul gibi. Bir ışık veriyor, bir sönüyor. Solak olması kendisi için büyük avantaj ancak bunu iyi kullanamıyor şu anda. Fizik olarak ise bir gelişme var ancak hala yetersiz. Kendine kattığı tek şey top kapabilmesi. Onu da hızını kullanarak beceriyor ki bu konuda en iyilerden olabilir şu anda.

Defansta Eboue, Semih ve Ujfalusi geçen seneki gibi iyi durumda ancak Hakan eski formunda değil. Yabancı statüsünü orada kullanmak dezavantaj olur bizim için ve bu yüzden tek umudumuz onun eski formunu kazanması. Fatih Terim ilk 2 maçtan sonra bunu farketmiştir diye düşünüyorum ve bu sıkıntı giderilir. Yeni transfer Dany içinse bir kaç kişiden okuyarak dikkat ettim ve söylenildiği gibi basit oynama sorunu var. Top kapması gayet başarılı, ayaklarını çok iyi uzatıyor ancak topu kaptıktan sonra topla oynamayı çok seviyor. Topu ayağından hızlı çıkarmayı öğrendiğinde daha iyi performanslar sergileyecektir.

Hücum hattımız şu anda en iyisi durumunda. Herkesin ilk başta ne gerek vardı diye düşündüğü Umut şu anda bizi sırtlayan adam. Elmander ise geçen seneki kadar olmasa da sezona iyi başladı. Burak için herhangi bir şey söyleyemiyorum şu anda ancak Selçuk'tan alacağı paslarla bize katkı sağlayabilir. Yine de Burak'ın attığı her golde öncelikle yan hakeme baksak iyi olur.

Takım şu anda pek iyi durumda değil. Potansiyeline ulaşmamız çok önemli ki potansiyele yaklaştığımızda dahi çok rahatlıkla bu ligde şampiyon oluruz şu anda.

Bazılarına "Baytar" Gerek

Türk futbolunun hırçın, dengesiz, asabi çocuğu Engin. Bugüne kadar tartışılacak onlarca şey yaptı belkide ancak bizler onu çok seviyoruz. Ve bu sevdamızın nedeni şampiyonluk kutlamalarındaki yaşlı gözleri değil. Sahada bulunduğu her an terinin son damlasına kadar savaştığından. Biraz da Hagi'yi andırıyor aslında bize hırçınlığıyla, belki de bu yüzden çok seviyoruz onu. Dilinin kemiği de yok zaten, dergideki söyleşisinde hiçbir şeyi sakınmadan söylemiş.

Ama Türk taraftarlar sevmiyor onu. Çünkü hırçın, çünkü Türk futboluna zarar veriyor, çünkü rakibe kafa atıyor, çünkü hakeme saldırıyor.

Ama ona yapılanlar görülmüyor hiç. Geçen sezon Sivasspor'un kalecisi onun sırtında yumruk/tokat karışımı bir şekilde vurdu ve bizim hırçın çocuk sinirlerine engel olamayınca döndü kafa attı. Kaleci bırakın cezayı sarı kart bile görmedi ama Engin'e nedense kırmızı kart verildi.

Süper Kupa finalinde Baroni'nin eliyle kontrol edip attırdığı gole itiraz ederken hiçbir ters kelime kurmamasına rağmen kırmızı kart gördü. Sonra da yine kendine hakim olamadı bizimki tuttu iki yakasından Türkiye'nin en büyük eyyamcısını.

Trafik kazası geçirdi çıkan haberler trafik kazasından çok Engin'in yaptıklarını anlatıyordu gazetelerde ve web sitelerinde. Bu mu sizin habercilik anlayışınız. Allah korusun Engin'e bir şey olsa Engin'in başına gelen konuşulmayacak aldığı cezalar konuşulacak.

Hele bazı kansız it oğlu itler, hatta direk orospu çocuğu onlar, geberseydi keşke diyorlar. Yorum bile yapamıyorum o derece yani.

Bırakın artık bu çifte standartı, bırakın artık GALATASARAY düşmanlığını. İşinizi yapın, hatta imkansız bir şey isteyeceğim ama tarafsız olun.

Bu ülkenin gelmiş geçmiş en büyük orospu çocuğu Emre Belözoğlu bu kadar ceza almadı toplamda. Yaptıkları arasında onunda hakeme saldırmak var hatta ırkçılık bile var ama toplasan 11 maç ceza almamıştır.

Engin nasıl koyduysa artık size, onu içinizden çıkartmakla uğraşmayı bırakın artık. Çünkü çıkartamayacaksınız ve daha da çok koyacak size.

6 Ağustos 2012 Pazartesi

Yeni GALATASARAY


2011/12 sezonu bizim için muhteşem geçti ancak yeni sezon neler getirecek henüz belli değil. Transfer dönemi süresince yapılan transferlere bakarsak çok muhteşem ve rotasyonlu bir hücum hattı kurduk. Ancak defansa yapılan tek takviye Dany oldu. Özellikle bekler alternatifsiz. Her ne kadar Sabri ile ömür boyu sözleşme uzatılmasını istesemde bunun nedeni Sabri'nin oyunculuğu değil maalesef. Eboue'nin Afrika Kupasına gideceği dönemde sağ bekte büyük sıkıntılar yaşayacağız gibi gözüküyor. Bu konudaki tek avantajımız Hamit'in sağ bek oynayabiliyor olması. Bu dönemde Hamit bizim için çok kritik bir transfer ancak hücum özellikli olduğu gerçeği var Hamit'in. Sol bekte ise Hakan Balta tek alternatif. Riera  geçen sezon tek bir maçta sol bek denendi ve o maçta verim alındı ama Hakan'ın yaşayabileceği bir sakatlık sonucu uzun süreli Riera alternatifi ne kadar bize katkı sağlar bilinmez.

Orta sahada ise Selçuk İnan'ın yanında kimin oynayacağı muamma. İlk bakışta Hamit bu bölgenin oyuncusu olacak gibi gözüküyor ancak ben Fatih Terim'den Engin Baytar hamlesi bekliyorum. Ceyhun ve Yekta'nın performansları ise çok kritik. Melo transferi büyük ihtimal gerçekleşmeyecek gibi gözüküyor. Zaten işin cılkı çıktı. Çok uzadı ve olmasını istemiyorum desem yeridir artık. Orta sahada rotasyonumuz var ancak yinede bu rotasyonda Melo'nun yeri ne kadar dolar bilinmez. Kanatlar ise geçen sezona göre daha çok alternatifli ve daha kaliteli. Aydın artık kendine geldi. Amrabat transferi önemli ve kritik bir hamleydi. Maliyeti biraz fazla gibi gözüksede bizde oynamaya can atması her ne olursa olsun ondan beklentilerimi arttırıyor. Riera ise bu sezon çok şey beklediğim oyuncular. Geçen sezon bulamadığı sezon öncesi kamp fırsatını bu sezon buldu ve artık ülkeye alıştı. Her ne kadar Premier League gibi bir ligde üst düzey oynamak kolay değil ve önemli bir performans gerektiriyor. Riera'dan oldukça umutluyum o yüzden. Emre Çolak ise tam bir muamma. Futbol zekası bence olmayan bir isim ve taraftarın beklentilerini karşılayabilecek bir oyuncu değil. Solak olması ve yetenekli olması ondan ısrar edilmesini sağlıyor ancak kendine iyi bir fizik yükleyip oyun zekasını arttıramazsa takımda kalması mucizelere bağlı bana göre. Engin sol kanatta denenecek gibime geliyor ama ne olur bilmiyorum.

İleri tarafta ise Elmander'in geçen sezon gösterdiği performans ve yanına gelen yeni oyuncular 5 yesek bile 6 atarız tabirini gerçekleştirmeye çok yakın adeta. Yapılan transferlerden çok Necati'nin performansı çok kritik olabilir. Baros'un gitmesine kesin gözüyle bakıyoruz adeta ama ne olacağı belli olmaz gibime geliyor. Bu sezon Burak'tan çok Umut'un performası daha yüksek olabilir. Elimizdeki forvet bolluğunda Fatih Terim'in bolca rotasyona gideceğini düşünüyorum. Sercan bu rotasyonda en az forma bulan isim olabilir. Elmander ve Umut'un çoğu maça ilk 11 çıkması benim düşüncem. Burak neler yapacak bilmiyorum. Elimizde patlayabilir de sezon sonunda Avrupa'ya da gidebilir.

Takım aslında kötü durumda değil ancak genede geniş rotasyonlu bir kadro bu sezon için kurulabilir. Orta sahaya yapılacak Gökhan İnler hamlesi çok güzel olabilir. Ayrıca Fatih Terim'in en önemli özelliklerinden birisi de alt liglerden çok kaliteli oyuncular çıkartabilmesi. Defans bölgesine gereken takviye alt liglerden yapılabilir. Özellikle bir sol bek ve stoper transferi bekliyorum ancak Terim bu defans rotasyonunu yeterli olarak görüyor olabilir şu anda.

27 Temmuz 2012 Cuma

Sadakat


Eskidenmiş o güzel günler. Takımına sadık, takımına gönülden bağlı futbolcular. Metin Oktay, Baba Gündüz, Bülent Korkmaz vs... Şimdi ise o kadar çok endüstriyelleşti ki futbol herkes profesyonel artık. Geçen gün arkadaşla konuşurken takımına sadık oyuncuları saydık ve farkettik ki kalmamış neredeyse. Bir tek İtalya'da ve bizde var buna örnekler. Buffon, Nedved, Del Piero, Maldini, Gattuso, Zanetti en göz önündeki örnekleri. Türkiye'de ise hiç sevmesekte Volkan, İbrahim Üzülmez, İbrahim Toraman gibi isimler ve tabii ki de Sabri Sarıoğlu.

Peki biz ne yapıyoruz bu konuda taraftar olarak. Hepimiz takımın içinde böyle bir oyuncunun bulunmasından çok mutluyuz belki de ama cidden ne yapıyoruz? Dalga geçiyoruz, eziyoruz, en ufak başarısızlıkta ona sövüyoruz, yaptığı en ufak hata da nefret kusuyoruz ona.

Peki ya Sabri? O ise sadece gönül verdiği, hatta gönül vermekten de öte sevdiği takımı için elinden gelenin en iyisini yapıyor. Belki de yetenekleri istediğini yapmasına engel oluyor ama o yine de vazgeçmiyor, hırsıyla oynuyor. Kulaklarını tıkadı onun için yapılan bütün esprilere ya da kendisi de gülüyor belki ama o sadece sahada işini yapmak için elinden geleni yapıyor.

Evet Sabri belki de çok iyi bir futbolcu değil ancak şimdiden Sabri'yle futbol hayatının sonuna kadar geçerli bir kontrat yapılmalı. Yabancı futbolcuların kazandığı milyon Euroları en çok o hakediyor aslında, o parayı en çok ona vermek gerekiyor. Oynamasa bile takımda kalıp GALATASARAY'lılığı sembolize etmeli, altyapıdan gelen oyunculara GALATASARAY'lılığı öğretmeli, onlara ağabeylik yapmalı.

Hala Metin Oktay gibisi gelmedi diye ağlıyoruz ama Sabri futbolculuk olarak olmasa da GALATASARAY'lılık açısından Metin Oktay'ın yerini dolduruyor şu anda takımda. Ve bizim salak taraftarımız(belli bir zümre) onunla dalga geçmeye devam ediyor.

Unutmayın; Sabri sahadaki Biz!

12 Temmuz 2012 Perşembe

Altyapı


Jupp Derwall'in teknik direktör olmasıyla başlayan süreçte gelen bütün başarılarda altyapımızdan çıkarttığımız ya da genç yaşta keşfettiğimiz oyuncular ön plandaydı. Tugay, Bülent, Okan, Emre, Ergün, Arif, Hakan Şükür, Hakan Ünsal ve şu an aklıma gelmeyen bir çok futbolcu.

Ancak o jenerasyon süresini doldurduktan sonra altyapı da bitti adeta. O dönemden sonra çıkarttığımız futbolcular sınırlı sayıda. Sabri, Arda, Aydın, Emre ve Semih. Bir de Uğur Uçar çıktı ancak yaşadığı talihsiz sakatlık onu maalesef Türk futbolunun kayıp yıldızları arasına koydu.

Peki neden artık eskisi gibi oyuncu çıkartamıyoruz? Öncelikle maalesef Türklerin her yerdeki sorunu burada da ortaya çıkıyor. Hiçbir şeyi tam yapamıyoruz. Futbolculara sadece kendi mevkiilerinde oynamalarını öğretiyoruz, altyapı hocalarımız kaliteli değil, yeteri kadar oyuncuların üzerine düşülmüyor, taktikler iyi öğretilmiyor, pozisyon bilgisi sıfıra yakın.

Peki ne yapılması gerekiyor? En basit örnek olarak Elmander'i ele alalım. Hangi maç olduğunu hatırlamıyorum ama bir maçta ileri çıkan takım arkadaşı yerine belli bir süre sağ bekte oynadı ve sadece pozisyon bilgisi sayesinde hiç olmasa da faydalı oldu. Riera takımın sol bek eksikliği çektiği maçta sol bek oynadı ve hem hücuma katkıda bulundu hem de defansta üzerine düşeni yaptı. Takımdaki her oyuncuya pozisyon bilgisini aşılamak çok önemli. Kewell'ı hatırlayın. Hamburg deplasmanında maçı defans olarak bitirdi. Oyun mantalitelerini çok iyi işlememiz gerekiyor takıma. Her bir oyuncu her bir taktiğin temelini önceden öğrenmeli ki karşısına o taktik çıktığında sadece hocasının detay talimatlarına konsantre olabilsin. Yerli veya yabancı altyapı alanında en iyi hocaları getirmemiz gerekiyor takıma. Mesela hücum futbolu için Hollanda'dan, defans futbolu için İtalya'dan kaliteli hocalar getirtilebilir. Bunlar belki de gereksiz masraf gibi gözükse de kısa vadede maddi açıdan faydalı gözükmese dahi uzun vadede sportif başarı anlamına geliyor.

Bir başka mevzu ise Anadolu'da veya yurt dışındaki gençler. Türk futbolu tahmin edildiği kadar kötü durumda değil ve 3.Lig ve daha alt liglerde keşfedilemediği için kaybolan binlerce genç çocuk var. Porto şu anda çok beğendiğimiz ve Chelsea'ye transferi gündemde olan Hulk'u Çin'de keşfetmiş (bugün öğrendim). Şu anda Hulk transferinden elde edeceği gelir muazzam olacak Porto için. Bizde yurt dışında rezerv liglere, genç takım maçlarına scout'lar yollayarak bir çok genç futbolcuyu keşfedebiliriz. Ergün, Arif, Alpay, Hakan Ünsal zamanında Anadolu takımlarından keşfedilen genç futbolcular. Şu anda da keşfedilmeyi bekleyen o kadar futbolcu varken transfere bu kadar para harcamamız belki de gereksiz.

İhtiyacımız olan tek şey Şampiyonlar Ligi seviyesinde futbolcu yetiştirebilmek. Başarı zaten bunun devamında gelecektir.

10 Temmuz 2012 Salı

Felipe Melo Problemi


Geçen sezon geldiğinde sadece İtalya'da verilen "Altın Bidon" sahibi, beklentileri karşılayamamış bir oyuncu olarak gelmişti bize. Kiralamıştık onu. Ancak geldiği ilk maçtan bize "Bidon" olmadığını gösterdi. Tribünlere çok fazla oynayan bir oyuncu olduğu neredeyse her maçta belli olmasına rağmen, tribünlere oynadığı kadar da formasının hakkını veriyordu Melo.

2011-2012 sezonunu şampiyon bitirmemizde en büyük pay sahibine sahip oyunculardan biriydi. Sezon boyunca gerçekten harika oynadı. Attığı kritik goller, defansta yaptığı kritik müdahaleler. Taraftarın gönlünde sempatikliği kadar futboluyla da taht kurdu.

Henüz bonservisini almadık Melo'nun ve hala daha transferdeki en önemli takımız. Ancak şöyle bir gerçek var. Melo'nun transferini GALATASARAY taraftarının yarısı hatta daha fazlası istiyor ama Melo geçen sezon bizde kiralık oynuyordu ve kendini kanıtlayıp çok mutsuz ayrıldığı Juventus'a dönmek istemiyordu. Melo kendini fazlasıyla kanıtladı ve bonservisinin alınması gerektiğini gösterdi. Ancak biz Melo'nun bonservisini aldıktan sonra bir daha Melo'dan geçen sezon ki performansı görür müyüz? Şu andaki en büyük mesele bu ve tahminimce transferin henüz bitmemiş olmasındaki en büyük etken de bu. Fatih Terim ve Ünal Aysal'ın da aynı korkuyu taşıdığı yazılıp çizildi bazı gazetelerde. Hamit transferi de bitmek üzere deniliyor. KAP bildirimi bugün yapıldı. Ayrıca elimizde Engin gibi Felipe Melo kadar hırslı oynayan bir oyuncu da var. Hamit transferi resmi olarak biterse Melo'ya ihtiyacımız olur mu o da bir soru tabii ki de.

Bunların hepsi cevaplanmayı bekleyen ve yakın zamanda cevaplanacak sorular. Ancak yukarıda yazdığım gibi bonservisini aldığımızda Melo nasıl oynar? İşte en büyük soru işareti bu kafamdaki.

P.S.: Şampiyon olduğumuz maçta takım arkadaşını (Tomas Ujfalusi) korumak için kendini siper ederek 3 kişinin önüne atlayacak kadar takımdaşlık olgusu yüksek bir oyuncuyu takımımda görmek isterim açıkçası.

Transfer Sorunsalı


Herkesi bir transfer endişesi sardı nedenini hala benimseyemediğim. Transferin kamplara yetişmesi önemli ve şu anda kadromuzun hem ŞL hem de kadrosundaki eksiklikleri gideren Fenerbahçe karşısında çok fazla etkili olamayacağı ortada. Ancak transferin aceleye gelmemesi çok önemli aynı zamanda.

Şu anda ŞL seviyesindeki oyuncularımız çok sınırlı. Selçuk, Eboue ve Muslera tam olarak o seviyede oyuncular. Riera, Ujfalusi ve Elmander'de bu seviyeyi kaldırabilecek altyapıya sahip oyuncular. Semih ise saatli bomba gibi. Her an gereksiz bir kırmızı kart görebilir. Kanatlarda eksiğimiz çok. Assaidi transferi %99 bitti. Bu bizim için önemli bir transfer. Futbol bilgisine çok güvendiğim birisi geçen sezon oynadığı tüm maçlara kısa kısa göz atmış ve bize katkı sağlayacağına şüphesi yok. Forvette Umut Süper Lig için çok iyi bir transfer ancak ŞL platformunda bize ne kadar katkı sağlar henüz yorum yapamıyorum. Melo transferi çıkmaza girdi adeta ve kulağıma gelenler göre Melo seneye bizimle değil. (gene de hiçbir şey belli olmaz.) Orta sahada Selçuk'un yanında oyunun defans yönünü iyi oynayan birisine ihtiyacımız var. Transfer yapılır mı bilmiyorum ancak Culio ve Engin Baytar'a sahip olmamız bu açıdan avantaj. Yekta'nın sahalara geri dönecek olması da bir avantajımız. Aydın bana göre artık kendini tamamen toparladı ve bize sağlayacağı katkı büyük olacaktır ama ŞL'de neler yapar kestiremiyorum. Riera bu sezon çok şey beklediğim isimlerden. Benim hatırlamadığım zamanı hatırlayanlar Popescu için "İlk geldiği sezon çok kötüydü." diyor. Ancak Popescu'nun bizden ayrılırken bize kattıkları ortada. Riera bu sezon yeni transferimiz olabilir.

Takımda transfere ihtiyaç yok demiyorum ancak coşmak için, GALATASARAY'ı daha çok sevmek için transfer bekleyen insanları gördükçe taşıdığımız"GALATASARAYLILIK" bayrağını ne kadar doğru taşıdığımızı tekrar düşünüyorum ister istemez. 14 sene şampiyonluk görmeyen taraftarlar şimdi adeta bizi ayıplıyorlardır heralde.

Klişe olarak "GALATASARAY'da transfer bitmez!" ancak yapılacak transferlerin maliyeti ve bize yararlı olup olamayacakları çok önemli. Ünal Aysal ve yönetim kurulu GALATASARAY'ın mali yapısı açısından bizim için çok öenmli, kıymetini bilmemiz gerekiyor. O yüzden sabırla beklememiz ve teknik heyet ile yönetimin doğru tercihleri yapmasını beklememiz gerekyor.

20 Haziran 2012 Çarşamba

Sormayın Neden Bu Sevda Diye...

Siz hiç aşık oldunuz mu GALATASARAY'dan başkasına. Ben oldum bir kere. Hemde GALATASARAY'dan daha öne koydum onu. Allah belamı versin ki yaptım bunu. Onun için maça gitmemeyi geçtim maçları izlemedim. Ali Sami Yen'de oynanan son Fenerbahçe derbisine gittiğim için azar yedim hatta. Çünkü onunla izlememiştim. Üstelik bir de Fenerbahçeliydi. Maalesef buna benzer bir ilişki yaşadım.

Ama bitti. Hemde hiç haketmediğim büyük bir kalleşlikle bitti. Yıkıldım. Günlerce içtim ağladım. Arkadaşlarıma taşşak malzemesi oldum, hiç kafaya takmadım. Her içtiğimde sofradan çok uzaklara gittim. Gözlerim dolu onu özledim. Yaşamayı unuttum, yaşama sevincimi kaybettim. İntihar etmek istedim ama yapamadım. Dostlarım ayakta tutmaya çalıştı beni ama olmadı. Çok kalleşçeydi yapılan.

Ama bitmesi gerekiyordu ve her şey 4-2 yenildiğimiz Ankaragücü maçında silinmeye başladı. O gün mağluptuk hemde acı bir şekilde, kendi evinde. Ama bir şey vardı beni mutlu kılan. Tarifini yapamayacağım çok farklı bir şey. Eskiye dair her şey gidiyordu hayatımdan. 90 dakika kardeşlerimle kol kola, omuz omuza takımıma destek vermeye çalışırken unutmuştum her şeyi. İşte o gün değişti hayatım. Hayatınızda her şey tepetaklak giderken sadece 90 dakika boyunca her şeyi unuttuğunuzu düşünün bir. Sadece o. Ama 90 dakika sonunda olacak olana bağlı kalmadan sadece 90 dakikayı. Dünya yıkılsa umrum olmaz. Hayatımda tek hobim futboldu başka hiçbir şey bilmezdim spora dair. Takip ederdim ama anlamazdım. O günden sonra değişti her şey. Her ne olursa olsun beni mutlu edeni bulmuştum. O günden sonra futbolun değil, ARMA'nın peşinde koşmaya başlamıştım. 29 Aralık 2010 akşamı da basketbolla tanıştım. Hiçbir şey bilmeden deli gibi mutluydum. O gün yenilsek bile mutluydum. Çünkü 40 dakika boyunca hayatta en çok sevdiğim şeyle birlikte olmak herşeyden daha güzeldi.

Bana diyorlar ki bırak bu kadar deli olma, hayatta GALATASARAY'dan başka şeyler de var. Benim için yok maalesef. Hayatta en sevdiğim insan bana kalleşlik yaptıktan sonra çocukluğumdaki gibi severim GALATASARAY'ı. Hiçbir karşılık beklemeden severim. Transfer peşinde değil ARMA'nın peşinden koşarım. Beni sırtımdan bıçaklayabilecek olanın peşinden değil, iyi günde kötü günde benimle beraber olacak olanın peşinden koşarım.

Siz siz olun çocukluğunuzdaki gibi safça sevin GALATASARAY'ı. Benim gibi üçüncü şahısları sokma gafletinde bulunmayın asla. Sevin, sevdirin. Sonuç için değil beraber olmak için gidin maçlara. Takımınıza güç vermek için. Bağırmak için değil takımınızın yanında olmak için gidin maçlara.

Ve unutmayın : "Hayat bazen sevdiğinle el ele dolaşırken değil, dostlarınla omuz omuza GALATASARAY'ı desteklerken güzel!"

7 Haziran 2012 Perşembe

Oktay Mahmuti Sorunsalı


Son yıllarda basketbolu sevmemizi, tribünleri doldurmamızı, hayatımızın en önemli noktalarından birine GALATASARAY Basketbol Takımı'nı koymamıza neden olan tek şey Oktay Mahmuti ve takıma oynattığı oyundur.

Oktay Mahmuti'nin sözleşmesi halen daha yenilenmedi ve bu yapılan cidden ayıptır. GALATASARAY Spor Kulübü yönetimi şu zamana kadar çoktan bu sözleşmeyi yenileyip transfer çalışmalarına çoktan başlamış olmalıydı. Bu durumu bu noktalara getirmek büyük bir yanlıştır.

Oktay Mahmuti için artık parkede kalmak istemiyor söylentisi de mevcut. Takımın CEO'su olmak istediği söyleniyor. Bu olay ne kadar doğru ya da ne kadar yanlış olur bilinmez ancak şu bir gerçek ki Mahmuti bu camianın içerisinde kalmalı. CEO olup takımı daha iyi noktalara taşıyabilir. Parkeye koyacağı isim belki de daha büyük bir katkı verebilir Mahmuti'den. Bunların hepsi şu anlık belirsizliğini koruyor.

Bizim için Mahmuti'nin bu takımda kalması çok önemli ancak bu duruma duygusal açıdan değil de bir de mantıklı olarak baktığımızda hiç kimse GALATASARAY'dan büyük değil. Bu nedenle eğer Mahmuti giderse de önümüze bakmak zorundayız. Yerine kim gelirse gelsin destek vermek yükümlülüğündeyiz.

Mahmuti umarım kalır ancak her ne olursa olsun ASLOLAN GALATASARAY'DIR!

23 Mayıs 2012 Çarşamba

Mantıksız Taraftar

Yerden yere vururken isimleri eleştirdiğini zanneden beyinsiz taraftarlar var cidden bu dünyada. Eleştirmek dünyada ki en önemli şeylerden ancak gereksiz yere yerden yere vurmak...

Ülkemizde bunu en çok basın yapıyor. Ancak bazı taraftarlar var ki en ufak bir başarısızlığı bekliyor hatta başarısızlık gelse de ağızlarına sıçsam diye bakıyor etrafa.

Eğer Metin Oktay'la aynı dönemde yaşama şansım olsaydı GALATASARAY'ın menfaatine olacaksa eleştirim onu bile eleştiririm. Eleştirmek sadece kötü zamanda yapılmaz çünkü takım iyi giderken aksayan bölgelere de eleştiri yapılır.

Bu sezon basketbol takımı iyi geçen bir sezona rağmen hayal kırıklığı yaşattı ancak şu bir gerçek ki takım olarak çok hatalar yaptık bu sezon. Oktay Mahmuti dahil herkes hatalara imza attı. Ancak Play-Off yarı finalinde elenmemizle beraber içimizdeki İrlandalılar ortaya çıkmaya başladı. Bir forumda "24 saat içinde hoca dahil bir istifa bekliyorum." yazısı görmüş bir arkadaşım. Takımını en kritik süreçte yalnız bırakan, salonda olsa bile yeterli desteği veremeyen bu taraftarlar hemen asıp kesmeye başlıyor. Bu başarısızlıkta en büyük pay bana göre biz taraftarda. Yalnız bıraktık çoğu maçta takımı. Euroleague'de, büyük maçlarda her şey güzelken salonu full dolduran taraftar lig maçlarında, kritik maçlarda salonda değildi. özellikle ligin normal sezonunu bittikten sonra şampiyonluk yolundaki en kritik süreçte 3 maçta da full dolu olması gereken salon boştu. (tofaş maçında bende yoktum, bende de suç var) Bu gerçekler ortada olsun CSKA maçından sonra, Barcelona maçından sonra, Fenerbahçe maçından sonra her şey süper. Çünkü o maçların adı büyük. Geçen sezondan beri taraftarın etkisiyle daha iyi oynadığı aşikardı bu takımın. Ancak bunu görmelerine rağmen olmadı. Sonra da eleştiri adı altında bel altından vurmalar. Önce kendine bi bakıcaksın kardeşim. Sen kendine çeki düzen ver, taraftar ol, maç seçme... Sen maç ve branş seçerken, maç seçen oyuncuya kızmaya hakkın yok...

22 Mayıs 2012 Salı

22.05.12 Galatasaray Medical Park-Beşiktaş Milangaz

Teşekkürler ;
    Türkiye'de alışık olduğumuz basit hakem hataları, görmezden gelinen fauller ve bol bol stepsli bir maç geçirdik.
 
   Mensah Bonsu'nun 4. periyod 3-4 ribaund mücadelesinde açtığı kollar görmezden gelindi, Arroyo'nun steps kavramını 4-5 adıma getirmesi görmezden gelindi, saçma sapan maçın en kritik anında teknik faul verildi , bazı pozisyonlarda NBA'in devamlılık kuralını bile kıskandıracak basket kararları verildi. Ama hepsinden önce "Türk Spor"'unda her kupa birine verildi...
Bugünden sonra Beşiktaş'ın Banvit-Efes eşleşmesinden gelecek takıma karşı bariz bir üstünlük kuracağı ortada.
 
   Bir GALATASARAY'lı olarak takımda emeği geçen herkese teşşekürü borç bilirim. Baskete uzak olan Türk seyircisinin bu sene stepsinden, penetresine kadar herşeyi öğrendiğini görmek güzeldi. Ne olursa olsun "Türk Spor"'u kazandı. Bir takım kazandı bu sene öyle ki artık kolay kolay altlara oynamaz. Oktay Mahmuti GALATASARAY'ı kazandı, GALATASARAY'da Oktay Mahmuti'yi.

 Umarım seneye takımımızın pota altına düzgün bir pivot gelir. Bugün ribaundlarda ki en büyük sıkıntımız yer  alamamaktı. Eğer düzgün bir bütçe verilirse Oktay Mahmuti'nin eline; Türkiye basketbolunu domine edecek bir takım kurulabilir. Euroleague bu sene gidemesekte bundan sonraki senelerde hep orada olucaz hep bir ağızdan "Sarı Kırmızı ŞAMPİYON CİMBOM" diye bağıracağız.

   Teşekkürler GALATASARAY, teşekkürler OKTAY MAHMUTİ sayenizde tekrar Türk insanı basketbolu sevmeye başladı, sayenizde Türk basketbolu da Euroleague'de büyük sükse yaptı.

Dip not: Üzgün oldugum tek nokta "Türk Spor"unda bu sene doğrulardan veya başarılardan çok  
hakemler, yönetimler ve görmezden gelinenlerle hatırlanacak...


18 Mayıs 2012 Cuma

CİMBOMBOM'um sen çok yaşa...

http://www.dailymotion.com/video/xpfitw_2005-yylyndan-bir-gs-bjk-basket-macy_sport?search_algo=1

2005 yılında kötü oynadığımız ve mağlubiyetin kaçınılmaz olmasına rağmen son çeyrek boyunca susmayan ve takımına destek veren bir tribün.

Ve tarihler 2012. Bu akşam son periyot fark 6'lara 5'lere iniyor hatta son 3 dakika ve bu oyunun adı basketbol. Zamanında hatırlıyorum son 1 dakikada 16 sayı birden atan olmuştu. İşte o dakikada salondan çıkmaya başlayanlar oldu. Hayatımda ilk defa bir marşı bağırırken bu kadar kıçımı yırttım ancak olmadı. Kötü sonuç olduğunda asıp kesenlerde bunlar. Tribüncü adamım diye millete hava atıp artistlik yapmayı bilirler ama iş icraata geldi mi hepsi sus pus otururlar. Bu tribüne yıllarını vermiş insanlar var ve son 1-2 senedir maçlara gidenler kendini bir bok zannediyor. 15 kişi bağırdık "CİMBOMBOM'um sen çok yaşa" diye. Diğerlerini de bağırtmak için uğraştık ama yok herkes oturdu. Zaten maç boyu sadece izlediler. Hakem tiplenen topa 3'lük verdiğinde bile oturdular. Tepkimizi koyamıyoruz, takımı destekleyemiyoruz, istediklerimizi yapamıyoruz. Eğer şu maç Beşiktaş değilde önemli bir Avrupa takımı ya da Fenerbahçe'yle olsaydı salon full çekerdi değil mi?

Oyunculara kızarız ya hep maç seçiyorlar diye. Bizim de pek farkımız yok aslında. Bizde maç seçiyoruz....

14 Mayıs 2012 Pazartesi

ŞAMPİYON!


Çok bekledik çok hakettik. Bütün sezon istedik yılmadık ve sonunda geldi. Geçen sezon darmadağın olmuş bir GALATASARAY varken tam 1 sezon sonrasında bir şampiyonu sahaya çıkarttık. Söylenecek pek bir şey yok aslında. Teknik heyetinden futbolcusuna, malzemecisinden aşçısına, temizlikçisinden güvenliğine hep beraber kazandık bu kupayı.

Tabii ki de kupayı rakibimizin yuvası Saraçoğlu'nda kaldırmış olmamız her şeyden daha güzel ve daha anlamlıydı adeta. 13 senedir galip gelemediğimiz statta galibiyetten çok daha büyüğünü yaptık aslında.

Dün gece doyasıya yaşadım şampiyonluğu. Hala daha durup saçma sapan gülüyorum etrafa. Millet deli sanacak beni sokakta. ama olsun deli de oluruz. Ve dün geceden. 'O' AN :


10 Mayıs 2012 Perşembe

Babam'dan Hatıralar


13 Mart 2002 AS Roma - GALATASARAY maçı :

Çok fazla hatırası yok aslında babamın. Ne tribünde tanınan birisi ne de şu anda fanatik. Zamanında maç kaçırmayan hatta yurtdışı deplasmanlarına giden bir adamdı. Hiç benim kadar fanatik olmadı ama sevdası vardı hep.

Heralde başına gelen en ilginç olaylar hep bu maçta oldu. Önce Roma sokaklarında gezerken babamların yanında bir tır durmuş. Aracın kapısını açan tır şoförü babamlara "GALATASARAY?" diye sormuş. Evet cevabını alınca tabii hemen bir Lazio atkısı çıkartmış ve hemen babamın boynuna takmış. Şanslı adam babam şimdi yalanım yok adama bir anda ekstradan Dünya Kupası maç bileti bile geldi. O atkı da kayıp ayrıca. Bulamıyorum çok sinirim bozuk.

Neyse asıl büyük olay. Maçın sonu malum. Zaten Roma nefretim ve Lazio sempatizanlığımın başladığı maçtır bu her ne kadar siyasi görüş olarak Roma yanlısı olsam da. Maç sonu olaylar çıkınca babamların önüne ya ses ya da gaz bombası koyup kaçmış ibne Roma'lılar. Tam hatırlamıyorum ne bombası olduğunu. Tabii ibnelik sınır tanımıyor taş falan fırlatıyorlar bizim tribünlere. Babamda hemen atılan taşlardan birini alıp cebine koymuş. Aklında İstanbul'a döndüğünde falan medyaya vermek var. (babam ultras felsefeden bi bok anlamıyor bildiğin) Ama maalesef o şans yok onda. inden taşı zorla çıkartıyor. (gerçi bir taş dediğin sokakta da var basın inanır mıydı orası da muamma) Bizimkilerin oturduğu tribün Roma'lılardan daha yukarıdaymış. Aşağıda Roma'lıların toplandığını üstlerine geldiklerini farketmiş bunlar. Babamın arkadaşları olan 2 tane iri kıyım Fener'li varöış yanlarında. Sonuçta olay Türkiye-İtalya savaşına döndü resmen GALATASARAY'lısı Fenerlisi farketmiyor onlar için. Bu 2 arkadaş tabir-i caizse izbandut en öne geçmiş ve babamlarda bunların arkasına dizilince bu Roma'lılar tırsmış mı artık bilmiyorum yukarı çıkmaya götleri yememiş. Sonuç olarak maç berabere bitti olaylar yatıştı falan filan bu da babama hatıra kaldı. :)

17 Mayıs 2000 GALATASARAY - Arsenal maçı :

Şimdi bu maçın en büyük hatırası belli ve kesinlikle babamı affetmicem beni bu maça götürmediği için. Hayatımda kaç kere görebilirim ki (tahminlerimce 4-5 sene içinde bir kez daha kazanıcaz.). Götürmeme nedeni dersimin olmasıydı. Derslerimin neden çok parlak olmadığı da burdan biraz ortaya çıkıyor. Yemişim okulu lan CİMBOM'un UEFA Kupası finali var. Ama tabii ki de götürmedi beni.(inşallah bi daha ki sefere ben onu götürücem ama lafımı da sokucam bak)

Bu anısı pek öyle ağam paşam bi öykü değil sonra bunun için mi zamanımı çaldım demeyin bana. :)

Neyse tabi biz Arsenal'e koyduk kupayı aldık bundan büyük hatıra yok. Ama Popescu penaltıyı attığı anda babamın hissettikleri heralde anlatılmaz yaşanır birşey ama bana anlattı gene de adam. Bu yerinden kalkamamış. Herkes yerine oturmayı geçtim havalara uçarken bizim peder yerinden kalkamamış. haykırmış o anda : Allah aşkına beni çimdikleyin gerçek olamaz bu! diye. Bundan sonrası bi garip tam inanamadım ama olsun. 2 sıra arkasında Emel Sayın falan oturuyormuş babamın ve babam o haykırışını yaptığında Emel Sayın falan babamı duyup gülmüş falan dedi. Gülmüş olabilirler ona lafım yok ama babama mı gülmüşlerdir onu bilmiyorum bak.

Neyse son zamanlarda maçlara gitmeme laf etmesine ve kombine almama izin vermemesine rağmen ( tabii ki de alıcam kaçışı yok) seviyorum babamı ama 17 Mayıs'ın öcünü alıcam ondan. :)

17 Nisan 2012 Salı

Futbolda Irkçılık

- Manchester United'lı Patrice Evra'ya ırkçı söylemde bulunan Luis Suarez 8 maç ve 40 bin sterlin ceza aldı.


Fabrice Muamba için sosyal paylaşım sitesi twitter’da ırkçı ifadeler kullanan Liam Stacey, 56 gün hapis cezasına çarptırıldı.


- Belçika'da Oguchi Onyewu'ya "pis maymun" diyen Jelle Van Damme bir sezon futboldan ihraç edildi.


- Ajax'lı oyuncu Kenneth Perez siyahi yan hakeme ırkçı söylemde bulunduğu için 5 maç ve 12.500 € ceza aldı.


- Honved takımı Strum Graz'la oynanan maçta taraftarlarının yaptığı ırkçılık yüzünden 1 maç seyircisiz oynama ve 37.000 $ ceza aldı.


Zenit Kulübü, Anzhi Makhachkala futbolcusu Roberto Carlos'a soyulmuş muz gösteren taraftarın, Petrovsky Stadı'na girişi ömür boyu yasakladı.






Dünya'da bir çok ülkede ırkçılık yapan futbolcular mevcut. Her ne kadar istemesek de bu olayları engelleyemiyoruz.


Ülkemizde ise bu konu hiç gündeme gelmemişken şimdiye kadar Emre Belözoğlu, Fenerbahçe-Trabzonspor maçı esnasında Dider Zokora'ya "fucking nigga" tabirini kulandı. Net bir şekilde ırkçı bir tabir olmasına rağmen Emre şu anda bunu inkar etse de ırkçılık yaptı. Bugüne kadar uygulanan bazı cezaları yukarıda yazdım. Tüm Dünya ırkçılıkla savaşırken bugüne kadar ülkemizde hiç olmadı diye övünüyorduk ancak Emre Belözoğlu ( ki başkasından beklenemez zaten ) ülkemize de ırkçılığı getirdi.


Emre bireysel bir şekilde yapmıştı ırkçılığını ancak sosyal medya'da ona destek olan ve ırkçılığı savunan bazı fenerbahçelileri daha çok kınamak lazım aslında. Hadi o ırkçı sen niye gösteriyorsun bu kadar birader.


Emre'nin bu konuda ne ceza alacağını çok merak ediyorum ancak maalesef bu olayda çok büyük bir ceza gelmesini beklemiyorum. Sonuçta burası Türkiye!

19 Mart 2012 Pazartesi

Ulan Üst Direk!


Haftalardır beklenen, kritik bütün maçlara rağmen hep ön sıradaki yerini koruyan derbi tabir-i caizse eğer bizim ağzımıza sıçtı, fenerlileri içe sıçtırdı.

Maça aşırı kötü başladık. Ancak Kadıköy'de daha önce derbiye çıkmamış 9 isme sahip olmamız Saraçoğlu baskısını kolay kırmamıza neden oldu ancak o baskı esnasında yediğimiz 2 gol bizi mahvetti. O saatten sonra maçı çevirmemiz baya zora girmişti. Ben bile maçtan önce 3-0 mağlubiyetten 4-3'lük bir zafer isterken bir anda kötü oyunla beraber yediğimiz 2 golle yıkıldım. Ancak 2-0'dan sonra kaybedecek hiç bir şeyimiz yoktu ve takım o an itibariyle kendini toparladı. 20'nci dakikadan itibaren sahada geriye yaslanmış bir Fenerbahçe ve varını yoğunu ortaya koyan bir GALATASARAY vardı.

Öncelikle mantıklı paslar başladı ardından kaleye mantıklı ve doğru bir şekilde ilerlemeye başladık. Bunu takiben iyi paslar sonucu Necati'nin ara pası sonunda Elmander'den bitirici vuruş geldi. Hemen ardından 2'nci gol içinde saldırmaya başladık ve pozisyonlarda bulduk ama ilk yarı olmadı.

İkinci yarı ise bambaşka başladı. Rakibinin üstüne saldırdıkça saldıran bir GALATASARAY ve gittikçe daha çok kapanan bir Fenerbahçe vardı sahada. Yine bir çok atak bulduk ancak maalesef bir türlü sonuca gidemedik. Golü ancak 83'üncü dakikada bulabildik. eğer beraberlik golünü daha erken atmış olsaydık maçın sonucu çok daha farklı olabilirdi. Kalan kısa süre zarfında elimizden geleni yaptık ve hala rüyalarıma giren malum 'Üst Direk'... O kadar şanssızız ki Kadıköy'de Ujfalusi'nin uzaklaştırmaya çalıştığı top Alex'in önüne düşüp gol olurken, Baros'un vuruşu üst direkten dönüp 3 oyuncumuzu pas geçti. Olmayınca olmuyor demekte bir yere kadar artık.

Bülent Yıldırım bana göre ne iyi ne de çok kötü bir yönetim sergiledi. Kartlarını (özellikle çubuklu tosuna) göstermeye çekinse de bir çok pozisyonda bana göre doğru kararları verdi ancak hala daha Sow'un attığı golün tehlikeli hareket olduğunu savunuyorum.

27 Ocak 2012 Cuma

Cehennem = ABDİ İPEKÇİ!

Vassilis Spanoulis : GALATASARAY taraftarı çıldırmış gibiydiler. Basketbol hayatımda böylesine bir taraftar kitlesi gördüğümü hatırlamıyorum. Böyle taraftarımız olsa onlar için ölmeyi bile göze alabilirim!

Pero Antic : Bu taraftar çıldırmış olmalı. Yok böyle bir taraftar.

Georgios Printezis : Ölmeden Cehennemi yaşadık.

Juan Carlos Navarro : Hayatımda 100'den fazla Euroleague maçı oynadım ama böyle tribünü ilk kez gördüm. Bir ara fark 20 olduğunda sahaya inecekler diye korktum. Bugün burada olan tüm taraftarlar çıldırmış gibiydi. Hayatımda ilk kez böyle bir tribün gördüm.

Xavier Pasquale : Bu maçtaki taraftardan çok etkilendim, GALATASARAY MP böyle bir taraftarı olduğu için çok şanslı.

ABDİ İPEKÇİ'ye gelen her basketbolcu salondan büyük bir şaşkınlıkla ayrılıyor. Hiç bir salonda göremedikleri coşkuyu, desteği, mücadeleyi, isteği GALATASARAY taraftarından Abdi İpekçi'de görüyorlar.

GALATASARAY taraftarı adını 1998 yılından itibaren futbolda duyurmaya başladı. Ali Sami Yen tüm dünya için 'Cehennem'di o zamanlar. 2004 yılına kadar bu böyle sürdü ancak futboldaki düşüş taraftarı da etkiledi. Yine de hala Ali Sami Yen'e maça gelen bütün takımlar çekiniyorlar.

Bana göre 29 Aralık 2009 tarihinden itibaren GALATASARAY Basketbol Şubesinin gösterdiği başarı yine taraftarı da etkiledi. O günden beri basketbol maçlarımızda neredeyse full çekiyor. Özellikle önemli maçlarda büyük ihtimalle dolup taşıyor. Özellikle sezon başında aldığımız Euroleague bileti ve Barcelona maçından itibaren taraftarın gösterdiği büyük çaba artık Abdi İpekçi'nin de 'Cehennem' olduğunu kanıtladı. Barcelona maçındaki büyük şov, Siena maçındaki bayrak şov, Efes maçında Sinan Erdem'i Abdi İpekçi'ye çevirmemiz ve son olarak Olympiacos maçında 45 dakika boyunca rakibi hiç susmadan desteklememiz.

Artık CEHENNEM = ABDİ İPEKÇİ!




İyi Ki GALATASARAY'lıyım!


Hani çocukken pek anlamasanda deli gibi onu izleeyi istersin ya, hani hiçbir şey anlamadan maça gittiğinde ne olursa olsun galibiyet itersin ya, hani maça götürmesi için babana yalvarırsın ya, hani pozisyonda ne olduğunu bilmeden kırmızı kartın çıktığını gördüğünde hiç anlamadan hakeme 'yuh sana' dersin ya, hani sokakta durup dururken 'Re Re Re Ra Ra Ra' diye bapırırsın ya, işte öyle bir aşk bizimkisi.

Hani takımın mağlup olduğunda onları alkışlarsın ya, hani mağlup olduklarında bütün oyuncular senden özür dilerler ya, hani en ufak zaferde takımını tribüne çağırırsın ya, hani hiç anlamasan bile o spordan aleyhte verilen kararda sinirden kudurursun ya, hani takımın kötü oynadığında sinirden ellerin titrer ya, hani büyük zaferler aldığında evkten bacakların titrer ya, işte öyle bir aşk bizimkisi.

Hani sokakta formalı bir çocuk gördüğünde sevinirsin ya, hani hayatının bir bölümünü futbol statlarında basketbol salonlarında bırakırsın ya, hani ses tellerin eve döndüğünde seninle birlikte olmaz ya, hani maça giderken sokakları inletirsin ya, hani her şampiyon olduğunda sokakları SARI-KIRMIZI'ya boyarsın ya, hani rakip takım taraftarları bile senin zaferinle sevince boğulur ya, hani bir gün herhangi bir maçta kalp krizinden öleceğine inanırsın ya, işte böyle bir aşk bizimkisi.

HANİ EN KÖTÜ GÜNDE BİLE 'EN BÜYÜK GALATASARAY' DERSİN YA, İŞTE ÖYLE BİR AŞK BİZİMKİSİ!

10 Ocak 2012 Salı

Seni Yıkan O Dozerin......



Tam bir sene geçti üzerinden.. Acısıyla, tatlısıyla, sevinciyle, kederiyle, hüznüyle, mutluluğuyla... Ama tadı yoktu. Tarifi imkansız bir yere yolladılar bizi. Mecidiyeköy'ümüzden yuvamızdan ayırdılar. Hele yıktılar seni... Görmüyorum artık seni her karşıya geçişimde. Ya da Mecidiyeköy'e işim düştüğümde önünden geçemiyorum senin. Numaralı Tribün girişindeki tabela yok artık. O efsane tabelaya bakamıyorum. O güzel eğimli çatın yok artık hiç bir yerde. Kapalı'dan haykıramıyorum GALATASARAY için. Eski Açık 'Sarı' demiyor artık çünkü yok. Yeni Açıkta tokmak fırlatılmıyor artık bağırmayana. Oysa ki sen ne devleri gömdün çimlerinin altına. Efsaneydi hatta her biri. Ne geri dönüşler yaşadık seninle. Milan'ı son dakikalarda yıktık. Real Madrid'i bozguna uğrattık. PSG, Barcelona, Neuchatel, Monaco.... Ve daha niceleri... Artık senin çimlerinin üzerinde diz çökmüyorlar.

Bize 'Efsaneler Ölmez, Sadece Şekil Değiştirir' dediler. Şeklin değişti, adın var hala ama gerçek Ali Sami Yen? Kokusu, merdivenleri, kuyruğu, kırık ve pis koltukları, çatısındaki yazısı, pankartları ve her maç dalgalanan o bayrakları yok artık!

Tarih bile biliyordu senin 1 numara olduğunu. Öyle bir günde son verdik ki sana tarh sadece 1'lerden oluşuyordu. 11.1.11!

Hadi hepsini geçtim, ben ileride çocuğum olduğunda götüremeyecek miyim sana? Eski Açık'ta 'Sarı' diye haykırtamayacak mıyım? Kapalı'da omuz omuza tezahürat yapamayacak mıyım? Hepsinden önemlisi ona sende tek bir maç bile izletemeyecek miyim?

Seni yıkan o dozerin ben ANASINI SİKEYİM!


Ve 'A'nılardır 'S'eni 'Y'aşatacak!!!

9 Ocak 2012 Pazartesi

STSL 19. Hafta / Samsunspor : 2-4 : GALATASARAY / Karanlıktan Aydınlığa


Sezonun en kötü ve en iyi futbolunu oynadığımız maçtı adeta Samsun maçı. İlk yarıdaki oyunumuz heralde hiç kimsenin bir daha görmek istemeyeceği bir oyundu. Formsuz Sabri'nin yaptığı hatalar, Melo'nun sahada gezinmesi, forvetlerin boş boş koşması.. GALATASARAY berbat denilecek derece de kötü oynadı. Ancak ikinci yarıda Fatih Terim kabul ettiği gibi yaptığı hatasından döndü ve formsuz Sabri'nin yerine son haftalarda gerçek formuna kavuşmaya başlayan Riera'yı oyuna aldı. Ardından ise sadece bir futbol resitali vardı GALATASARAY adına.

Tek tek değerlendirmek gerekirse Sabri'nin formsuzluğu çok belli oluyordu. Kaç maçtır takımdan ayrı olan Sabri mecburen oynamak zorunda kaldı ve adeta yaptığı hatalarla bizi yakıyordu. Ancak şu bir gerçek ki minimum 4-5 hafta Eboue yok ve Sabri bizim sağ bekimizi oluşturacak. Bu maçta maç eksikliğinden kaynaklı hatalar yapmış olsa da bundan sonraki maçlarda bu kadar basit hatalar yapmayan ve kendine gelmiş bir Sabri görürüz. Baros gene çok çalışkandı ikinci yarı. Semih ilk golünü attı ve ilk golümüzün altyapısı defanslardan oluştu. Ujfalusi yine çok sağlam bir performans sergiledi. Riera bize gelmeden önceki formuna kavuşmaya başladı hafiften. Artık oyunun içine daha çok giriyor. Selçuk yine takımın yıldızıydı.

Söylenecek başka bir şey yok ancak şu söylenmeden de olmaz : Sabri Sarıoğlu'yla dalga geçen GALATASARAY'lı kendine GALATASARAY'lıyım demesin!

4 Ocak 2012 Çarşamba

STSL 18. Hafta / GALATASARAY : 4-1 : İstanbul Büyükşehir Belediyespor / Sarına Kırmızına, Ölürüz Senin Uğruna


İstanbul Büyükşehir Belediyespor ligin etkili takımlarından. İyi birer defans ve hücum hattına sahipler. Özellikle ileride Webo bizim için aşırı derece de tehlikeli olabilecek bir isimdi. Maç başlamadan önce yolda, metroda, aslanlı yolda, tribünde her taraftarın yüzü gülüyordu. Takım son yılların en iyi oyununu oynarken, liderlik ve 2 hafta boyunca uzak kalınan takıma kavuşmak herkesi yeteri kadar mutlu etmişti. Mutluluğu tamamlayacak tek şeye 90 dakika uzaktaydık sadece.

Maç ortada başlamıştı ancak Emre'nin hiç beklenmeyen harika şutu bizi öne geçirdi. Golün ardından Belediye baskılı bir oyun oynadı ve golü de buldular. İlk yarı bitene kadar da maç ortada geçti. 2 takımda da göze batan herhangi bir oyuncu pek yoktu. Özellikle Elmander en kötü performansını gösterdi bu zamana kadar ki. Bu da nazar boncuğu olsun zaten. İlk yarının gollerden sonraki en önemli olayı kırmızı karttı. Webo kasti olmasa da Semih'in ayağına bastı ve hakem doğru bir kararla kırmızı kartını gösterdi. Bu en çokta bizim için iyi oldu çünkü Melo'nun olmadığı orta sahamız bize sürekli hata raporu sunarken Webo gibi bir forvet yapılan bu hataları affetmeyebilirdi.

İkinci yarı baskılı bir oyun oynadık ancak golü bulmak ciddi bir sorundu. İyi kapanan Belediye bize kolay kolay net pozisyonlar vermedi. Belediye ise orta sahamız sayesinde bol bol hücuma çıkmaya kalktı ama defans 4'lüsü gene harikaydı. Selçuk ve Engin ayrı ayrı iyi oynadılar ancak ikisi bir arada yeterli uyumu sağlayamadılar bana göre.

Golü bulduktan sonra zaten herşey rahatladı ve diğer gollerde geldi. Günün en şanslı ismi Emre Çolak'tı kesinlikle. En şanssızı ise düşünmeden yanıtlanacak cinsten. Baros! Harika oynadı bana göre. Çok gol kaçırmış olabilir ancak koştu, top çaldı, defalarca boşa kaçtı ancak üst üste 2 pozisyonda hem kendisi kudurdu atamadığı için hem de bizi kudurttu. Zaten golü attıktan sonraki sevinciyle ne kadar rahatladığını bize de gösterdi sevinciyle. Ancak attığı gole de dikkat çekerim burada. O topta ağlara gitmiyordu az kalsın. Tıngır mıngır ilerledi sonunda girdi zaten.

Takım artık oldu denilebilir tabii ancak rotasyonda eksiklerimiz var. Birisi cezalı duruma düştüğünde ya da sakatlandığında futbolumuz çok etkilenebilir.