5 Mart 2013 Salı

Bilet Rezaleti!

Bir çok çocuk karnesinde notları kötü geldiğinde babasının onu azarlayacağından korkar. Bende öyleyim aslında ama bu sezon sömestrda tek korkum vardı. Babamın Schalke deplasmanı için aldığım uçak biletini iptal etmesi.

Vize konusunda derdim yoktu o yüzden babamı ikna ettiğim gibi uçak biletlerini aldık beraber. Uçak biletini kura çekiminin yapıldığı günün gecesinde aldık bu arada. Babam zamanında maçlara düzenli giden bir "seyirci"dir aslında. Artık gitmez maçlara. Yeni stada sadece açıldığı maçta gitti. Benim ise taraftar olmamı hiç istemedi. Kendisi bir çok kez yurtdışına deplasmana gitti ama hiçbir zaman bu maçta daha Almanya'ya gitmeden yaşadığımız sorunları yaşamadı. Olaylı Roma deplasmanında Roma taraftarları üstlerine yürürken dahi bu kadar sinirlenmemiştir heralde.

Beni ise bilen bilir elimden geldiğince branş ayırt etmeden her maça gitmeye çalışıyorum. Bunu yazmamın nedeni kesinlikle kendimden bahsetmek değil. Konuyu elbet buraya getireceğim. Son 2-3 senedir hayatımı Galatasaray'la yaşayan bir insanım. Üniversiteye girmemle beraber babamın baskısından kurtulup rahatlıkla maçlara gitmeye başladım. Tribünde göbeğe pek gitmesemde olduğum bölgede girilen bestelerin hepsine eşlik etmek için çaba sarfettim.

Gelelim Schalke deplasmanına. Biletlerin el altından loca sahiplerine PEŞKEŞ(!) çekildiği söylentileri dönüyor etrafta. Ortaya çıkan bir kaç fotoğraf var. Bu loca sahipleriyse kendilerine verilen biletleri çocuklarına veriyor. Onların sevdasıysa Galatasaray'dan çok para olduğundan dolayı pezevenklik yaparak biletleri fahiş fiyatlara satıyorlar. Biz ise Galatasaray tribününü tüm Dünya'ya göstermek için gırtlaklarımızı Veltins Arena'da bırakmak için bilet bulmaya çırpınıyoruz.

Yönetim artık sınırlarını aşmıştır. Her zaman mali açılardan dolayı kulübün başında olmasını düşündüğüm Ünal Aysal bu hareketiyle beraber kulüp yönetebilecek kapasitede olmadığını bizlere kanıtladı.

"Sponsorların ürünlerini kullan!"
"Kombine al!"
"Stadı doldur!"
"Lisanslı ürün al!"
"Amatör branşta maç var! Salona git!"

Ama olay Schalke deplasman biletleri olunca sen o kadar duyuru yapıp bunları yapmasını istediğin ve bunları bir saniye bile düşünmeden gerçekleştiren cefakar taraftarını bir kenara bırakarak takımını desteklemeyi lisanslı ürün ve kombineden ibaret sanan, konu gerçek desteğe geldiğinde burun kıvıran, sesimi onlar için mi yorucam diyen, bir futbolcu kötü oynadığında "Kombine alıyorum, forma alıyorum. O topçu oynayacak! Oynamazsa ıslıklarım!" diyen sözde taraftarını el üstünde tut.

Unutma ki arkanda bu taraftar olmadığı sürece büyük kulüp olamazdın Galatasaray Yönetimi!

20 Aralık 2012 Perşembe

Çocukluğumun Heyecanları vol2



Tam 11 sene sonra Şampiyonlar Ligi'nde üst tur heyecanı yaşıyoruz. Çok özledik bu günleri. Hasretimiz son buldu sonunda ama şimdi de farklı bir stres var üzerimizde kim gelecek. Kendi grubumuzu birinci bitiren Manchester United dışında her takımla eşleşebiliyoruz.

FC Barcelona : Şu anda Dünya'da en iyi futbolu oynayan takım. Oyun stilleri tamamen harika. Eşleştiğimiz taktirde tur atlamamız zor ama imkansız değil. Çok iyi pas çevirseler de kontratak futbolu ve kaleye hızlı gitme konusunda iyi değiller. Çok pas yaptıklarından defans rahatlıkla yerini alabilir ve hücumlarını etkisiz kılabiliriz. Bu sene korktuğum bütün forvetleri çok iyi marke eden ve harika müdahalelerle topu rakibinden alan Dany önemli etken olur bizim için. Melo'nun hırçın, Selçuk ve Burak'ın istekli olması durumunda da kendi sahamızda galibiyete yakın olabiliriz. Deplasmanda ise her şey İmparator'un kadro seçimine kalır.

FC Bayern Munchen : Kesinlikle gelmesini istemediğim tek takım. Hızlı kanatları ve bitirici forvetleriyle bize karşı çok rahat galibiyet alabilirler. Kanat ve bek oyuncularımızın geri dönme problemleri yüzünden rahatlıkla kalemize gelebilirler. Muslera "Çanakkale Geçilmezéi oynasa dahi kalesinde mutlaka golü görecektir her iki maçta da. Ancak biz gol bulabilir miyiz açıkçası bundan da çok şüpheliyim.

Borussia Dortmund : Muhteşem bir geri dönüşle 2 sezondur Bundesliga'yı şampiton bitiren, bu sezon ise Şampiyonlar Ligi'nde Real Madrid ve Manchester City gibi 2 büyük devin olduğu gruptan lider çıkan takım herkesin kabusudur. O yüzden en istemediğim eşleşmelerden birisi Dortmund. Kadro olarak bizden üstünler ve açıkçası eşleşmemiz durumunda Dortmund %80'le önde.

Schalke 04 : Gelsenkirchen ekibi cidden kötü günler geçiriyor. Teknik direktör değişikliği ve ligde alınan kötü sonuçlar bunun en büyük kanıtı. Ellerinde çok iyi bir kadro olmasına rağmen pek başarılı değiller. Yine de Şampiyonlar Ligi ve lig maçlarının atmosferlerinin hep farklı olduğunu düşünürüm. Kendi liginde şampiyonluk yarışından kopan takımlar Şampiyonlar Ligi'nde şampiyonluk kovalayabiliyor. Bu nedenle bu Schalke ile eşleşirsek her şey sahada belli olur gibi. Transfer döneminde iki takımın da yapacağı transferler olası eşleşmede kilit rol oynayabilir.

Paris Saint Germain : Petrol milyarderlerinin yeni oyuncağı olan PSG'de işler yolunda ve İbrahimovic gibi bir oyuncuya sahip olmaları onlar için en büyük avantaj. Eşleşmemizi en çok istediğim takım olmalarına rağmen maçlar nasıl sonuçlanır bilemiyorum. Semih'in formu bu eşleşmede kritik rol oynayacaktır ancak yine de İbrahimoviç'in neler yapabileceği belli olmaz. Ayrıca bu eşleşmeye tribünsel açıdan bakıyorum ben ve bu sebeple en çok istediğim rakip PSG. 2001 yılında yapılanları o günleri hatırlayan kimse unutmadı. 10 yaşında bir çocuk dahi olsam sahaya atlayarak Taffarel'e sığınan taraftarımız hala aklımda. O yüzden PSG gelsin istiyorum.

Juventus : Şike skandalının ardından kendini sonunda toparlayan ve bana göre ait olduğu yer olan Şampiyonlar Ligi'ne dönen Juventus üst tura çıktı. Eşleşirsek eğer kesinlikle maçın kilit isimler Pirlo ve Selçuk olacaktır. İki takımın beyni olan bu futbolcuların yapacakları bu eşleşmenin kaderini belirler.

Malaga : Her ne kadar Şampiyonlar Ligi'ne ilk defa katılmış olsalar dahi ellerinde çok güzel bir kadro var. Bir çok insan ismine aldanıp eşleşmemizi istese de futbol kağıt üzerinde değil sahada oynanıyor ve ellerinde çok harika bir hücum hattı var. Zaten Zenit ve Milan'ın olduğu gruptan lider çıkabilmeleri kalitelerinin göstergesi. Eşleşmemeiz durumunda çok zorlu 2 maç bizi bekleyecek.

Bayern Munchen dışında hangi takım gelirse gelsin umudum var açıkçası. En çok istediğim takım Paris Saint Germain, Plase Juventus ve gönül bağımda Barcelona. Bugün saat 12:30'da herşey belli olacak.

11 Aralık 2012 Salı

YıldızTEK!


Kimsenin bilmediği salonlarda armanın peşinde ses tellerini zorlayana kadar hiç yılmadan takımını destekleyen bu insanlar isimlerindeki gibi TEK kaldı! Omuz omuza takımımızı desteklediğimiz o insanları o duruma düşünenler utansın.

YıldızTEK bu tribünlerin gururudur!

27 Ekim 2012 Cumartesi

417



Galatasaray tribününü takip edenlerin yeni stada geçtiğimizden beri bildiği, geri kalanların bu sezon öğrendiği grup. Galatasaray tribünlerini iyi bilen insanların bir arada olduğu ve takımına sonuna kadar destek verenleri bulunduran grup hatta.

Kendi kombinem Pegasus alt tribünden ancak bu sezon 417'ye gittiğim 4 maçın 3'ünde aldığım zevki yaklaşık 2 yıllık Pegasus hayatımda almadım. Özellikle bu Kasımpaşa, Eskişehir ve Kayserispor maçında aldığım zevkin haddi hesabı yok. Gerçekten güzel yapılan bir tribün dünyadaki her şeyden daha zevkli olduğunu bilen birisi olarak 417'nin kıymetini bilenlerdenim.

Ancak 417'nin bu sezon çok dikkat çekmesi ileride bir sıkıntı da doğurabilir. Şu anda neredeyse herkes 417'ye geçeceğini söylüyor. İnsanlar geçmesin demiyorum ama şöyle bir durum var ki 90 dakika maçı izleyeceklerse geçmesinler oraya. Hep eleştirdiğim Pegasus Alt'ın orta kısmı ve 417 dışında tribünde sesi çıkan zaten yok. Öyle olunca bu 2 gruba ihtiyacı var bu tribünün. Özellikle 417 yayılır ve büyürse Galatasaray tribünleri eski günlerine dönebilir.

417'nin bir başka güzelliği de mantıklı taraftarlar. Kendi oyuncusuna küfreden cibiliyetsizler orada yok denecek kadar az. Zaten onlarda susturuluyor. Maç esnasında takımın moralini bozacak şeylerde yapılmıyor. Önce destek felsefesine sahip adeta.

417'deki grup bütün Doğu Üst'e yayılırsa eğer belki de belkide 90'ların sonu ve 2000'lerin başındaki Kapalı atmosferi yeniden yakalanabilir ancak tüm dünyadaki ultras'ları yok etme çabası ve endüstriyelleşen futbol yüzünden pahalılaşan kombine fiyatları buna engel olabilir.

Biraz dilenci, biraz benim tarzımın dışında bir yazı oldu ancak tribünden seneler sonra bu kadar zevk alınca dayanamadım yazdım.

22 Ekim 2012 Pazartesi

Cluj Maçı Öncesinde


İlk 2 maç geride kaldıktan sonra 2 mağlubiyet alırken 3 gol yiyip hiç gol atamadık. Defansımızda problem var ve hücum hattımız kapalı savunmayı aşamıyor dedik. Manchester'ı bozguna uğratıp mağlup olduk, Braga da ise birçok pozisyona girmemize rağmen efektif olamadık.

Cluj maçında ise şu anda bu problemler önemli olsa da, bunlardan daha önemli bir problemimiz var: Rakibi küçümsemek. Cluj başkanının yakın çevresine söylediği söylenilen "Takım çok kötü durumda, fark yemezsek iyidir." cümlesi ile gaza gelen taraftarlar var. Ligde her 2 takımda son haftalarda kötü sonuçlar alırken yapmayı unuttuğum bir ayrıntı var. Ülke ligleri ve Şampiyonlar Ligi. 2000/2001 sezonunda Nantes ile aynı gruba düşmüştük. Ligde kalmak için mücadele veren önceki sezonun Fransa şampiyonuydu Nantes. Ligue 1'de varlık gösteremeyen takım Şampiyonlar Ligi'nde harikalar yaratıyordu adeta. İlk turda aynı grupta yer almıştık onlarla. Onlar grubu lider bitirirken biz arkalarından ikinci olarak çıkmıştık. Devler Arenası çok farklıdır diğer her şeyden. Daha doğrusu takımların kendi liglerinde oynadıkları futbolla, Avrupa maçlarında oynadıkları futbol arasında dağlar kadar fark vardır. Tecrübe çok önemlidir Avrupa'da. 90'ların tamamında bizim çok iyi kadrolarımız vardı ve bu kadrolar 2000 yılından önce belki de bu başarılara imza atabilirdi ancak çömez olduğumuz Avrupa arenasında ister istemez başarısız sonuçlar alıyorduk. 90'larda edindiğimiz tecrübe ve kaliteli kadro bize 2000'deki büyük zaferi getirdi.

Benim bu sezon başında takımdan beklentim bize Şampiyonlar Ligi tecrübesini edindirmeleriydi. Açıkçası kaliteli bir kadromuz var ve bu tecrübeye sahip oyuncumuz çok az. Selçuk İnan kaç yaşında olmasına rağmen Manchester maçında heyecandan ayaklarının titrediğini söyledi. Bunlar olması normal şeyler. Her futbolcunun hayalidir Dünya Kupası ve Şampiyonlar Ligi'nde maçlara çıkmak. İlk 2 maçta edindiğimiz tecrübe bizim için yeterli aslında. Yeterliden kastım gruptan çıkmak anlamında. Ayaklarımız yere bastığı takdirde biz gruptan 4 maçı da kazanarak çıkabiliriz. Ancak sakin ve doğru oynamalıyız. Rakibi küçümsersek eğer kağıt üzerinde kazandığımız maçı sahada kaybederiz.

7 Ekim 2012 Pazar

Allah'ını Seven Defansa Gelsin


Dün 90 dakika boyunca sahada tanıyamadığım bir takım vardı. Üretkenliğimiz sıfırdı, pozisyona giremedik adeta. Riera'nın anlık aşırı çabasıyla kafa topunu almasıyla başlayan atakta golü bulduk ki attığımız gol ofsaytmış. Hiç bir varlık gösteremeyen takımda sadece Muslera'yı sayabilirim. O da yediğimiz golden ötürü. Pozisyonun tekrarını dahi izlemedim hatta pozisyonda ofsaytmış ama bizimkisi de ofsayt olunca tartışmanın anlamı yok. Herhalde tekrarını izleseydim dün geceyi Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları hastahanesinde geçirebilirdim. Gol pozisyonunda 4 şut var çekilen. 3'ünü Muslera çıkarttı. Sonuncusu ise gol. Belki Muslera toplardan birisini taç çizgilerine doğru uzaklaştırabilirdi ama yapamadı bunu eleştirecek değilim şu anda. Kafama takılan tek soru var o da pozisyonun içerisine Muslera'dan başka sadece Cris'in girmesi. Dany veya bir başkası. Hepsi izledi pozisyonu. Senin kalecin 3 kere üst üste %100'lük gol çıkartıyor hemde hepsi 2 saniye içinde falan ve sen pozisyona girmeye tenezzül bile etmiyorsun. Daha fazla söyleyecek şey bulamıyorum aslında ama son düdükle Muslera'nın sinirle içeriye gidişi her şeyi anlatıyor aslında. Keşke o an karşısına çıksaydım da beni yumruklayıp rahatlasaydı Muslera diye az düşünmedim cidden. Sezon sonunda gitme kararını almış bile olabilir Muslera dün akşam itibarı ile. Ve bunu biz yaptık.

Lig başlayalı 7 hafta oldu. Süper Kupa ve Şampiyonlar Ligi maçlarını da sayarsak eğer toplam 10 maç oynadık. Ve her maçta farklı bir defans tandemiyle oynadık. Takım Ujfalusi'yi arıyor ancak istikrarı daha çok arıyor. Geçen sezon herhangi bir maç bittikten sonra bir daha ki maçın kadrosunu saniyesinde sayabilirken biz şimdi hiçbir şeyi bilmiyoruz ne olacağına dair. Ujfa dönene kadar Cris-Semih ikilisi en ideali aslında ancak neden farklı şeyler deniyoruz anlamıyorum.

Felipe Melo'ya neden ültimatom verilmez hala anlamıyorum arkadaş. Sikerim böyle tatilin geçmişini. Gerçi laf ediyoruz da Melo'nun götünü bu kadar kaldıran da direk biziz. Sezon öncesi hiçbir antrenmana katılmamış adamı sırf seviyoruz diye getirttik. Şimdi önümüzde bir milli maç arası var ki bu arada yeniden yapılacak kondisyon çalışmaları Melo için çok kritik olacak. Formunu toparlayabilirse tamamdır ancak eğer toparlayamazsa güle güle demenin vakti her an geçebilir.

Elmander ve Umut benzeri futbolcuları düşündük geçen gün arkadaşla cidden bulamadık. Açıkçası futbolda çok nadir bulunan tarzda oyuncular bunlar. Yanlarında ise Burak var şu anda. Burak bu ikili varken ilk 11 çıkmayı haketmiyor açıkçası. Ayrıca Milan Baros eğer şans verilir de eski günlerin sinyalini bize verirse hiç düşünmeden ilk 11'e koyarım arkadaş. Şampiyonlar Ligi'nde Burak'tan çok iş yapar Baros.

Riera kanat oynadığı dönemlerden daha çok verim veriyor açıkçası bek oynarken ancak. Pozisyon bilgisi çok yeterli değil. Kanatlardan gelen bindirmeleri rakibi karşılayabilse de sahada özellikle kendi ceza sahamızda nerede durması gerektiğini bilmediğinden Hakan Balta hala daha bizim için en ideal sol bek.

Emre Çolak'a ben burdan sövmekten bıktım o yüzden yazmıyorum.

Takımda çok eksik var ki bu eksikleri kapatamazsa bu sene çok şey elimizden alınabilir, hatta Terim'in sonu bile gelebilir.

4 Ekim 2012 Perşembe

Uzaklaşılan Hedefler


Sezona girildiğinde belli başlı korkularım vardı açıkçası. Ordu maçında bu korkularım biraz gün yüzüne çıktı ancak tek maçlık performans düşüşü olarak düşündüm diğer maçları bekledim ve Braga maçı tıpatıp Ordu maçı olunca sorunlar gittikçe ortaya çıktı.

Öncelikle Amrabat ve Burak transferlerinin çok gereksiz olduğu çıktı ortaya. Burak'ın gelmesini hiç istemiyordum sezon başında. İstememe nedenim de belliydi. Sadece koşusu olması ve defansın arkasına sarkabilmesi. Trabzonspor'da başarılı olmasının nedeni onun oyun stiline göre kurulan bir kadroydu. Bu sayede istediği topları alıp rahatlıkla gol atabiliyordu. Kale önünde son derece başarısız bir oyuncu olduğu belliydi zaten. Ve önce Ordu sonra da Braga maçında kaçırdıkları ve yapamadıkları bu sıkıntıyı ortaya çıkardı. Burak transfer edileceğine Necati takımda kalsaydı keşke demiyor değilim.

Amrabat ise aşırı bencil topla oynamayı aşırı seven bir kanat. Çizgiye inmiyor, defansa bir kere bile yardım etmiyor. Manchester maçında hepimiz Hakan Balta'ya yüklendik ancak Hamit'in sol açık oynadığı sürede bizim sol tarafımızdan azla yüklenemediler. Gerçi Amrabat genç bir oyuncu bunlar törpülenebilir ama Amrabat'ın yerine Aydın Yılmaz'la çıkılmalı. Braga maçında bana göre sahanın en iyi isimlerinden. Sorumluluk alıyor, kanatlardan ilerliyor, savaşıyor, elinden geleni yapıyor.

En büyük sorun kesinlikle Melo ve Selçuk şu anda bence. Selçuk Avrupa'da yokları oynuyor adeta. Melo ise hiçbir maçta varlık gösteremedi. Fizik olarak üzerine katması gereken çok şey var. Geçen seneki gibi rakibi korkutan yapısı yok. Arada bir attığı güzel paslardan daha önemli şeyler var yapması gereken saha içinde. Eskisi gibi top çalmıyor ve savaşmıyor. Melo'ya gözdağı vermek için Yekta'yı neden denemezsin anlamıyorum hocam. Anlasın vazgeçilmez olmadığını. Ki Yekta son haftalarda sonradan girdiği maçlarda bana göre kısa sürede elinden geleni yaptı ve yaptığı da bana göre kötü değil.

Tandemde çok büyük sorunumuz var ki bu sorun Semih ve Dany'nin aynı yapıda olmasından kaynaklanıyor. Semih Ujfalusi'den çok şey öğrenmiş dahi olsa, ki stoper özelliği taşımayan başladı yavaş yavaş, hala saldırgan bir defans oyuncusu. Semih'in veya Dany'nin iyi performans göstermesi için yanlarında tam bir stoper olması önemli. Geçen sezon Semih-Ujfa tandeminin bu kadar başarılı olmasının nedeni bu. Cris'i kullanmaya başlamalıyız artık. Bu takımda stoperler Semih-Cris olmalı şu anda.

Ancak futbol olarak baktığımızda Fatih Terim en çok Hagi'nin eksikliğini yaşıyor takımda. Onun gibi adam geçen ve pozisyon yaratan yaratıcı oyuncu eksikliğimiz var şu anda. Selçuk'un görevi bu aslında ancak rakip defans çok iyi kapandığında bir türlü sorumluluk alıp bu işlere girişmiyor. Manchester, Ordu ve Braga maçlarında bu rahatlıkla görüldü.

Ayrıca kapanan savunmaları açamıyoruz. Bu savunmaları ya çizgiye inerek açılan ortalarla açarsın ya da uzaktan çekilen şutlarla. Şut çeken oyuncumuz yok gibi. Emre Çolak saha içinde arada sırada verdiği doğru kararlar dışında hep top eziyor. Selçuk yukarıda bahsettiğim gibi ortada yok. Melo da o fırsatı yakalayamayınca kanatlar içeriye doğru girip şut çekmeye kalkıyor bu seferde çizgiye inmiyorlar.

Taktik ve fizik antrenmanlarına ağırlık vermemiz lazım şu anda bana göre. Özellikle belli futbolcuların belli konularda gerekirse tek başlarına çalışması lazım. Taktik antrenmanlarla oyuncular bu eksiklikleri kapatabilirler ancak bu süreç ne kadar sürer önemli olan kısım o.